13 Nisan 2017 Perşembe

Basen, bacak ve kalçanızı çalıştıracak pratik egzersizler

Yaz gelmeden şekle girmek isteyenlerdenseniz pratik egzersizlerle kolayca hedeflerinize ulaşabilirsiniz. Günde yarım saatinizi ayırarak yapabileceğiniz basen, kalça ve bacak egzersizleri ile daha sıkı ve forma girmiş bir vücuda kavuşabilirsiniz. İşte vücudunuzu forma sokan pratik hareketler...

1. Kalça kaldırma
Kalçalarınızı sıkılaştırmak ve bölgedeki yağ dokusunu azaltmak için kalça kaldırma hareketinden yararlanabilirsiniz. Mat üzerinde sırt üst uzanın ve elleriniz yanda duracak şekilde basenlerinizi sıkarak yukarı kaldırın. Pozisyonunuzu bir iki saniye koruyarak tekrar aşağı indirin. Hareketi yaparken omuzlarınızı ve sırtınızı yerden kaldırmamaya özen gösterin. Hareketi en az 15 kere ve 2 set halinde yapabilirsiniz.
2. Çömelme
Kalça ve bacaklar için harika bir egzersiz olan çömelme hareketini düzenli yaptığınızda etkisini kısa sürede görebilirsiniz. Bu hareket için ellerinizi önde toplayın ve kalçanızı dışarı doğru çıkararak yer ile 90 derece oluşturacak şekilde eğilin ve kalkın. Bu hareketi yaparken sırtınızı ve başınızı dik bir şekilde tutmayı unutmayın. 15 kez ve 3 set halinde hareketi tamamlayabilirsiniz.
3. Bacakları çekme
Bir mat üzerine sırt üstü uzanın ve bel bölgeniz yere tam temas edecek şekilde bacaklarınızı karnınıza çekip bırakın. Bacaklarınızı karnınıza çekerken karın bölgenizi sıkmaya çalışın. Bu hareket basen ve karın bölgenizi forma sokmanıza yardım eder. Hareketi 2 set 15 tekrar şeklinde yapabilirsiniz.
4. Yan bacak açma
Yere yan bir şekilde uzanın ve tek bacağınızı havaya kaldırarak indirin. Hareketi yaparken dizlerinizi kırmamaya özen gösterin. Bu egzersiz ile çok daha sıkı bacaklara ve formda bir kalçaya kavuşabilirsiniz. Yan bacak açma hareketini 3 set ve 12 tekrar olacak şekilde uygulayın.
5. Çifte atma
Çifte atma hareketi basen ve arka bacakların etkin bir şekilde çalışmasını sağlıyor. Yerde yüzüstü emekleme pozisyonu alarak bacaklarınızı sırasıyla çifte atar gibi kaldırabildiğiniz kadar yukarı kaldırın ve indirin. Hareketi yavaş bir modda yapmak daha etkili olmasını sağlar. Bu hareketi her bacak için 3 set ve 12 tekrar şeklinde yapın ve selülit oluşumunu önleyin.
6. Yan bacak yükseltme
Ayakta dik bir şekilde durarak ellerinizi kalçanıza koyun. Yan bacaklarınızı kaldırabildiğiniz kadar yukarı kaldırıp indirin. Bu hareketi yaparken dengenizi sağlamanız önemli. Yan bacaklarınız ve basenlerinizi forma sokan bu hareketi 15 kez 2 set halinde yapın. (Hürriyet)

9 Nisan 2017 Pazar

Hızlı kilo vermek karaciğeri yağlandırıyor

Genellikle fazla kiloyla ilişkili olarak görülen karaciğer yağlanmasının bir nedeni daha var, o da; hızlı kilo vermek. Uzmanlar, sağlık adına kilo vermek isterken daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmamak için uyarılarda bulundu.

Hızlı kilo vermek, uzun süre aç kalmak ve sağlıksız diyetler. Hepsi karaciğer yağlanmasını artırıyor.
Türk Gastroenteroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Birol Özer, “Kişi 1 ay içinde 8-10 kilo verecek olursa karaciğerdeki yağlanma aksine artıyor. Çünkü vücut refleks olarak kendini korumaya çekiyor. Korumaya çektiği için de yağlanma artıyor” dedi.
Çoğunlukla obeziteyle ilişkili olarak ortaya çıkan karaciğer yağlanması, sağlık için ciddi tehdit oluşturuyor. Tedavi edilmezse karaciğer kanseri ve siroza yol açabiliyor.
KARACİĞER YAĞLANMASINDA KANSER VE SİROZ RİSKİ VAR
Türkiye nüfusunun yüzde 20'sinde görülen hastalığa karşı kilo vermek ve egzersiz yapmanın şart olduğunu belirten Prof. Özer, “Aslında sadece yağlanma olduğunda bu çok endişe verici bir problem değil. Ama yağlanma üzerine karaciğerin iltihaplanması olan kişilerin, uzun vadede yüzde 15 ila 20'sinin siroz gibi riskle karşı karşıya olduğunu biliyoruz” diye konuştu
Ancak sağlıklı kilo verilmezse karaciğer yağlanmasının daha tehlikeli boyutlara ulaşabileceğine vurgu yapan Dr. Özer, “Haftada yarım kilo, ayda iki ila üç kilo vererek zamana yayarak ideal kilosuna geldiğinde, karaciğerdeki yağlanma sorunu ortadan kalkıyor” ifadesini kullandı.
Uzmanlar, karaciğer yağlanması olan hastaların 6 ayda bir kontrolden geçmesi gerektiğini söylüyor.

"Pancarla akşam detoksu kilo vermeyi kolaylaştırıyor"

Ispanakgiller ailesinden olan pancarın antioksidan açısından zengin olduğunu belirten Diyetisyen Keservuran, akşam yapılacak ‘pancar detoksu’nun vücuttaki toksinleri atmada ve kilo vermede yardımcı olduğunu söyledi.

Pancarın yeşil yapraklarının demir, A ve C vitamini deposu olduğunu belirten Beslenme-Diyet Uzmanı Gizem Keservuran, yumru kısmının ise folik asit, manganez, potasyum ve lif kaynağı olduğunu aktardı.
Pancarın yıllarca karaciğer detoksunda kullanıldığını dile getiren uzman, “Aynı zengin içeriği ile karaciğerin detoks kapasitesini arttırır. Pancardaki kalori oranı çok düşük olduğu gibi yüksek oranda lif içerir. Bu da kilo aldıran yiyecekleri daha az tüketmenizi sağlar. Pancar glutatyon peroksidaz enzimini içerir ve bu enzim, beyaz kan hücrelerinin artmasını sağlar. Aynı zamanda da amino asitlerden glutaminin de zengin kaynağıdır” dedi.
Kilo vermeye çalışanlar için özellikle pancar ile hazırlanan detoksun, ihtiyaç duyulan enerjiyi ve tokluk hissini verdiğini aktaran Keservuran, pancarın bağırsakların da doğru çalışmasını sağlayarak zayıflama sürecinde yararlı olduğunu kaydetti.
PANCAR MI, PANCAR SUYU MU?
1 Pancarın yaklaşık 8 mg şeker içerdiğini vurgulayan Keservuran, “Bu da zayıflamak isteyenler için istenmeyen bir durum. Fakat pancarın suyu sıkıldığında şeker/karbonhidrat posa kısmında kalır ve süzülmez. Bu nedenle pancar suyu şekersiz ve bol lifli içeriği ile (2.3gr) tok tutarken bağırsakları da maksimum düzeyde çalıştırır. Ayrıca içeriğindeki B1, B2, B3 ve B6 vitaminleri ile birlikte demir ve karoten açısından da zengindir” diye konuştu.
PANCAR SUYU İLE AKŞAM DETOKSU TARİFİ
“Doğru bağırsak florasına sahip değilseniz ne yaparsanız yapın kilo veremezsiniz. Ya da tehlike sınırında kilo verirsiniz” ifadesini kullanan Keservuran, bu nedenle ilk yapılması gerekenlerden birinin de bağırsak florasını dengelemek olduğuna vurgu yaptı.
Keservuran, pancarla akşam detoksunun nasıl hazırlanacağını ve nasıl kullanılacağını şöyle anlattı:
• 3 adet taze pancar (sert, yuvarlak, lekesiz ve yoğun kırmızı renkte olanları tercih edin).
• Probiyotik (100 ml).
Hazırlanışı: 3 adet pancarı yıkadıktan sonra 4 parçaya bölün ve meyve sıkacağında sıkın. Posasını tekrar sıkmayın. Çıkardığınız pancar suyuna 1 ölçek (1 tatlı kaşığı) Probiyotik ekleyin ve hafifçe karıştırın. Bunu her akşam yemeği öncesinde veya yemek sırasında için. Yemeği az yiyeceğiniz gibi sindirim sisteminiz de düzene girecek ve kilo vermeniz hızlanacaktır.”

5 Nisan 2017 Çarşamba

Her sabah 1 kaşık bal ya da pekmez enerjiyi artırıyor

Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Yard.Doç.Dr. Özge Duygu Okur, her sabah 1 kaşık bal veya pekmezin insan vücudunun enerjisini artırdığını söyledi.
Yard.Doç.Dr. Özge Duygu Okur, bal ve pekmezin son derece özel, besleyici ve sağlıklı bir gıda maddesi olduğunu, bunların yerini alabilecek alternatifler bulunmadığını ifade etti. Bal, hem de pekmez tüketiminin olması gerektiğini, tüketim miktarları açısından da aşırıya fazla kaçılmaması konusunda uyarıda bulunan Okur, şöyle dedi:
"Özellikle kış aylarında hastalıklardan korunmak, bağışıklık sistemini güçlendirmek ve benzer etkileri gerçekleştirmek amacıyla farklı tüketim şekilleri ile çay şekeri tüketimi yerine bal ve pekmez tüketimi önerilmektedir. Çayınızın içerisine bir kaşık dolusu, şeker yerine balı tercih edin. Bal, saf boş kalori olan şekere göre sağlığımıza oldukça faydalıdır. Balın ülser ve diğer mide hastalıkları, kalp yetmezlikleri, çarpıntı, kemik hastalıkları, öksürük, alerji, bronşit, kansızlık, boğaz ağrısı, sinir hastalıkları, bazı cilt ve sinir sistemi hastalıkları gibi 500’e yakın hastalığın tedavisinde olumlu etkileri gösterilmiştir. Ayrıca kabızlığı giderdiği, damarları genişlettiği, kan dolaşımını kolaylaştırdığı, kalbi güçlendirdiği, yağ sindirimini kolaylaştırdığı, yara ve yanıkları iyileştirdiği de ileri sürülmektedir. Elde edilen veriler balın bağışıklık sistemini aktive ettiği ve bal yemenin kanser ve kanserin yayılmasına karşı avantajlar sağlayabileceğini önermektedir. Antibakteriyel etkisi sayesinde bal, diş çürüklerine neden olan bakterilerin büyümesini engelleyebilmektedir."
Her sabah bir kaşık bal yemenin vücudun enerjisini arttırdığını belirten Okur, şöyle devam etti:
"Bir çay kaşığında 17 gram karbonhidrat bulunduran bal, beyin için gerekli glikoz kaynağının da önemli bir kısmını destekleyecektir. Ayrıca bal, kaslarınızın yorulmadan daha verimli çalışmasını sağlar. Her sabah bir kaşık bal yiyerek vücudumuzu koruyabiliriz. 1 çay kaşığı bal 21 kaloridir. Günlük kalori dengemizi kurduktan sonra, balı rahatlıkla tüketebiliriz. Tüm bahsettiğimiz sağlık etkilerini de göz önüne alarak balın şeker yerine tüketiminin yaygınlaştırılması gerektiği, alternatif tüketim şekillerinin olabileceği, özellikle 12 aylıktan küçük bebeklerde tüketimin olmaması gerektiği söylenebilmektedir."
Pekmezin insan vücuduna hızlı enerji kazandırdığını, bu enerjinin özellikle yoğun aktivitesi olan çocuklara, sporculara büyük faydası olduğunu vurgulayan Okur, şunları söyledi:
"Sofralarımızda pekmez bulundurduğumuz takdirde, günlük vitamin ihtiyacımızın yüzde 20’si karşılanabilecektir. Üzüm ve pekmez özellikle günlük kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum ihtiyacının da büyük bir kısmını karşılamaktadır. Pekmezin tüketiminin getirileri bununla da kalmayıp, demir yetersizliği durumlarında da yardımcı bir gıdadır. İki yemek kaşığı pekmez tüketmekle günlük demir ihtiyacının yüzde 35’ikarşılanabilir. Kan yapıcı özelliğinin yanı sıra romatizma ağrılarına iyi gelip kalp sistemini düzenlemekte, bedensel ve zihinsel yorgunlukları gidermektedir." DHA

Detoks Kabak Çorba Tarifi

Yaşam koçları İpek Kip ve Hülya Çavdar’ın sağlıklı yaşamın şifrelerini değiştiren felsefeleri ve bu felsefeye dayanan kitapları Tam 30’dan sizin için seçtiğimiz Detoks Kabak Çorba tarifi..
Detoks Kabak Çorba

(1 Kişilik)
Hazırlama Süresi: 20 Saat
Toplam Süre: 40 Dk
Malzemeler:
1 adet küçük patates
2 adet kabak
1 adet soğan
1 diş sarımsak
1 çay kaşığı zencefil
1 çay kaşığı zerdeçal
5-6 dal maydanoz
5 gr tuz
1 bardak su
¼ su bardağı hindistancevizi sütü
1 yemek kaşığı file badem
Bir tutam ısırgan otu ya da isteğe göre farklı otlar ve bezelye eklenebilir.
Hazırlanışı:
Tüm malzemeleri orta boy bir tencerede üzerini örtecek kadar su ile 20 dakika haşlayın.
Haşladığınız karışımı rondoda pürüzsüz kıvama gelene kadar geçirin.
İçine otları ekleyip tekrar karıştırın.
Servis sırasında susam ya da file badem ekleyin.
(Instyle)

4 Nisan 2017 Salı

Kanser riskini azaltan 7 kural

Kanser tüm dünyada ve ülkemizde kalp damar hastalıklarından sonra kaynağı belli olan ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alıyor. Memorial Şişli Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Soley Bayraktar, kanserden korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

1- Sarımsak ve soğanı sofranızdan eksik etmeyin
İşlenmiş yiyecekler yemek borusu, pankreas ve kalın bağırsak gibi kanserlerin riskini artırmaktadır. Sofralarda işlenmiş ürünler yerine; kanseri sevmeyen brezilya yemişi, brokoli, samon balığı, avokado, karnabahar, soğan ve sarımsağı tercih edilebilir.
2- Güneş ışığını kontrollü kullanın
Deri kanseri sanıldığından daha sık rastlanılan ancak önlem alındığı takdirde önlenmesi en kolay kanser türlerindendir. Bu nedenle deri kanserinin en önemli sebeplerinden birisi olan güneş ışınlarını kontrollü ve bilinçli kullanmak gerekmektedir. Yaz aylarında güneş ışınlarından saat 10:00-16:00 saatleri arasında uzak durulması gerekmektedir. Zorunlu hallerde en az 30 faktörlü güneş koruyucu sürülmesi, uzun kollu tişörtler ve pantolonlar giyilmesi, geniş bir şapka ve güneş gözlüğü kullanılması gerekir. Bronzlaşmak için solaryumdan kesinlikle uzak durulmalıdır.
3- Düzenli egzersiz yapın ve ideal kiloda kalın
İdeal kiloda kalınarak böbrek, prostat, akciğer, kalın bağırsak ve meme kanseri riski en aza indirilebilir. Haftada 150 dakika aerobik egzersiz yapmanın sayısız faydası bulunmaktadır. Bu süreyi günlük orta seviye zorlukta yapılan 30’ar dakikalık egzersizlere bölmek kişinin hem çok aktif olmasını kalmasını hem de bedenen ve ruhen sağlıklı olmasını sağlayacaktır.
4- Sigara ve alkolü hayatınızdan çıkarın
Sigara ve alkol başta akciğer olmak üzere; baş-boyun, dudak, ağız içi, kalın bağırsak, pankreas, böbrek, karaciğer, mesane, rahim ağzı ve meme kanseri riskini artırmaktadır. Sigara kullananların yanında bulunan kişiler bile pasif içici durumuna düşerek, akciğer kanseri riski ile karşı karşıya kalabilmektedir. Bu nedenle kendimize ve çevremize yapabileceğimiz en önemli iyilik, tüm sigara ürünleri ve alkolü hayatımızdan çıkarmak olacaktır.
5- Aşılarınızı ihmal etmeyin
 • Hepatit B virüsü karaciğer kanserine sebep olabilmektedir. Özellikle sağlık sektöründe çalışanların, birden fazla kişiyle ilişkiye girenlerin, çocukların, uyuşturucu ilaç kullananların, eşcinsel bireylerin hepatit B virüsü aşısı yaptırması son derece önemlidir.
Human papillomavirus (HPV) rahim ağzı kanseri, genital organların kanserleri ve baş-boyun bölgesindeki kanserlere sebep olabilir. HPV aşısı hem erkek hem de kız çocuklarında 11-12 yaşlarına geldiklerinde önerilmektedir. Eğer kişi çocukken bu aşıyı olmadıysa, istediğiniz yaşta yaptırabilir.
6- Riskli davranışlardan uzak durun
Kanseri önlemek için dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, tehlikeli davranışlardan uzak durulmasıdır. Örneğin, tehlikeli cinsel ilişkilere girmekten kaçınılmalıdır. Çok sayıda partnerle beraber olmak veya cinsel ilişki sırasında kondom kullanmamak kanser riskini artırır. HPV ve HIV virüsleri cinsel ilişkiyle bulaşır ve bu virüsler rahim ağzı kanseri, karaciğer kanseri, baş-boyun kanseri, genital bölgelerin kanserleri (anüs, penis, vulva, vajen), sarkom, lenfoma ve akciğer kanserine sebep olabilir.
7- Düzenli doktor kontrollerinizi yaptırın
Bazı kanserlerin erken evrede yakalanabilmesi taramalarla mümkündür. Bunlar meme, rahim ağzı, akciğer, kalın bağırsak ve deri kanserleridir. Erken evrede yakalanan kanserlerin tedavisi hem daha kolaydır hem de tedavinin başarılı olma şansı çok yüksektir. (cnntürk)

Obezitenin tetiklediği 8 kanser türü

1-7 Nisan Kanser Haftası'nda önemli bilgiler veren Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin, obezite ve sigara kullanımının yol açtığı kanser türlerini sıraladı.

Herkesin bütün ayrıntıları merakla takip ettiği kanser, genel olarak sessizce ilerliyor. Çevresel, genetik ve yaşam biçimindeki olumsuz koşullar çağımızın hastalığı kanser için risk faktörlerini oluşturuyor. Dünyada yapılan bilimsel diyet ve kanser arasında kuvvetli bir ilişki olduğu gösteriyor. Beslenme ve yaşam biçiminde yapılacak değişiklikler ile risk faktörlerini engelleyerek kanserden korunmak mümkün. Liv Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin kanser oluşumuna neden olan risk faktörleri ve alınması gereken önlemleri anlattı.
Kalın bağırsak kanseri: Liften fakir, yağdan ve proteinden zengin beslenme, obezite kalın bağırsak kanseri oluşmasına zemin hazırlar. Hareketsiz bir yaşamı olan, özellikle masa başında çalışanlarda bu risk daha da artar. Diyetteki lifi yani sebze, meyve ve kuru baklagil tüketimini arttırıp hayatımıza fiziki aktivite de kattığımızda kalın bağırsak kanseri oluşum riskini yüzde 40'lara varan oranda azaltabiliriz. Kalın bağırsak kanseri tespiti için 50 yaş ve üstü herkesin kolonoskopik taramadan geçmesi gerekir. Sorun olmasa bile 3-5 yılda bir tekrarlanması faydalıdır. Ailesinde erken yaşta kalın bağırsak kanserine yakalanmış kişiler varsa, kontrollere daha erken başlanmalıdır.
Mide kanseri: Tütsülenmiş et ve balık, işlenmiş et, çok konserve kullanımı, fazla tuzlu gıda tüketimi mide kanserine yol açar. Bu tarz beslenmenin yaygın olduğu Japonya dünyada mide kanserinin en çok görüldüğü yerdir. Beslenmede tariflenen alışkanlıklar bırakılıp bol taze sebze ve meyve içeren diyete geçilirse bu risk azalır.
Akciğer kanseri: En önemli risk faktörü sigara kullanımıdır. İçilen miktar arttıkça risk de artar. Akciğer kanserini erken yakalamak için taramanın ne kadar etkili olduğunu araştıran çalışmaların kısmen sonuçları çıkmıştır. Yoğun sigara kullananlarda düşük dozda radyasyon ile akciğer tomografisi yaparak tarama hastalığın erken evrede yakalanmasını sağlar ve şifa oranını arttırır.
Karaciğer kanseri: Hepatit B, C taşıyıcısı olmak ve yoğun alkol kullanımı bu kanserin en sık nedenleridir. Alkolü düzenli almaktan vazgeçmek, hepatit B ve C taşıyıcılarının da sık aralıklarla sağlık kontrolüne gitmeleri faydalıdır.
Meme kanseri: Erken adet görme, geç menopoz, geç veya hiç çocuk doğurmama, emzirmeme meme kanseri riskini arttırır. Batılı toplumlarda kadınlar daha çok çalışma hayatına girip bu şekilde yaşadıkları için meme kanseri dünyanın batısında ve ABD'de sık, doğuda belirgin daha azdır. Yüzde 5-10 vaka da ailevidir. Son yıllarda obezitenin meme kanserine yakalanma riskini arttırdığı da açıklanmıştır. İdeal vücut ağırlığına inmek ve bunu korumak, spor yapmak, kalorisi ve yağ oranı düşük ama sebze ve meyveden zengin beslenmek, sigara-tütün kullanmamak, alkol alımını kısıtlamak önemlidir.
Pankreas kanseri: Sebebi tam olarak bilinmemektedir. Sigara içenlerde daha sıktır. Alkol kullanımı, şeker hastalığı, kronik pankreatit ve yağlı diyetin bu kansere zemin hazırladığı düşünülür. Sigara, alkol kullanmadan sağlıklı diyetle beslenme önerilir.
Baş-boyun kanserleri: Sigara ve alkol kullanımı en önemli risk faktörleridir. Öyle ki gırtlak kanseri hastalarının yüzde 90'nı sigara kullanıcısıdır. Stresli işlerde çalışıp sigara ve alkolü çok tüketenlerde bu hastalık sıktır. Korunmanın yolu bu alışkanlıklardan uzaklaşmaktır.
Cilt kanseri: Cilt kanserinin esas nedeni genellikle güneşten gelen ultraviyole ışınlarıdır. Mor ötesi ışın veren elektrik lambaları ve bronzlaştırıcı suni ışık kaynakları da cilt kanserlerine neden olabilir. Ultraviyole ışınlarına karşı dünyayı koruyan ozon tabakasının incelmesinin de cilt kanserlerinde ciddi bir artışa neden olduğu bilinen bir gerçektir. En çok risk altında olanlar açık tenliler, çilliler, çok sayıda beni olanlar, ailesinde cilt kanseri olanlar, açık havada çalışan ve çok vakit geçirenlerdir. Güneşin keskin olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkünse güneşe çıkmamak, yüksek koruma faktörlü kremler, geniş kenarlı şapkalar ve uygun giysilerle kendimizi korumak, cildimizdeki benleri kontrol ederek büyüme, şekil ve renk değiştirme durumunda gecikmeden doktora başvurmak gereklidir. Sözcü

Sarımsak ile nar, sağlık ve güzellik iksiri

Antalya Kamu Hastaneler Birliği (AKHB) Genel Sekreteri Prof. Dr. Necat Yılmaz, sarımsak ve narın şifa kaynağı olduğunu belirterek, "Sarımsak soyulup 24 ay limon ve sirke içerisinde bekletilirse, nar da yeteri kadar tüketilirse sağlık ve güzellik iksirine dönüşür" dedi.

Sofraların vazgeçilmezleri arasında yer alan sarımsak ve narın birçok hastalığa iyi geldiği belirtilirken, güzelliğe de katkı sağladığı ifade edildi. Üniversitede araştırma yaptığı dönemlerde hem narın, hem de sarımsağın eşsiz sağlık özelliklerini tespit ettiğini söyleyen AKHB Genel Sekreteri Prof. Dr. Necat Yılmaz, Türkiye’de üretilen sebze ve meyvelerin her birinin sağlık deposu olduğunu vurguladı.
Narın içerisindeki birçok bileşik sayesinde antioksidan özelliği olduğunu, bu nedenle bir nevi güzellik, sağlık iksiri bir meyve haline geldiğini belirten Prof. Dr. Necat Yılmaz, “Ama halkımıza bu yeterince tanıtılmadığı için faydalanamıyor. Sarımsak soyulup 24 ay limon ve sirke içerisinde bekletildiğinde farklı bir özellik kazanıyor. Yıllanmış sarımsak ekstraktı (AGE) dediğimiz bir hale dönüşüyor. Naturel bir gıda haline geliyor. Nar da yeteri kadar tüketilirse sağlık ve güzellik iksirine dönüşür”  değerlendirmesinde bulundu.
YILLANMIŞ SARIMSAĞIN FAYDALARI
Halka bol bol sebze ve meyve tüketmelerini tavsiye eden Prof. Dr. Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Sarımsağı bekletip yıllandırırlarsa müthiş bir sağlık kaynağı haline geleceğine inanıyorum. Özellikle çağımızın hastalığı olan damar kireçlenmesi büyük ölçüde bu yolla engellenebiliyor. Tedavi edilebiliyor. Karaciğeri koruyucu, savunma sistemini güçlendirici, kanseri önleyici etkiye sahip olduğu kanıtlandı. İlaca cevap vermeyen ‘maling hipertansiyon’ dediğimiz vakalarda dahi tansiyon düzenlenmesine katkıda bulunuyor.” DHA

30 Mart 2017 Perşembe

Bulgur bakliyatla tüketildiğinde besin değeri artıyor

Beslenme Uzmanı Seçil Kenar, bulgurun bakliyat çeşitleriyle tüketildiğinde besin değerinin daha da arttığını söyledi.

Türk mutfağında önemli bir yeri olan bulgurun yararları saymakla bitmiyor.
B grubu vitaminleri, potasyum ve folik asit bakımından zengin olan bulgur, kuru baklagillerle birlikte pişirildiği zaman besin kalitesi daha çok artıyor. Duru Bulgur Beslenme Uzmanı Seçil Kenar, "Kuru fasulye, mercimek, nohut gibi kuru baklagillerle bulguru birlikte tükettiğiniz zaman beslenme açısından zengin ve sağlıklı bir model oluşturursunuz" dedi.
Protein kalitesini artırıyor
Bulgurun bakliyat ürünleriyle pişirilip yendiğinde çok daha önemli bir besin kaynağı durumuna geldiğini belirten Kenar şunları söyledi: "Vücudumuzun yapı taşlarından olan protein tüketimi de en az karbonhidrat tüketimi kadar önemlidir. Et, süt, yumurta, yoğurt tarzı besinlerin protein içeriği yüksektir. Tükettiğimiz proteinden vücudun yararlanma derecesi 'Proteinlerin kalitesi' olarak bilinir. Proteinin kalitesi; proteinin bileşimindeki amino asitlerin çeşit ve miktarına, sindirim ve emilme durumuna, sonuç olarak vücut proteinlerine dönüşme derecesine göre değişir. Yüksek vitamin ve posa içeriğine sahip bulgurun, kuru baklagillerle birlikte tüketildiğinde protein kalitesinde de artış sağlar. Bu nedenle değerli besinimiz bulgurun, nohut, mercimek, fasulye gibi bakliyatlarla pişirildiğinde ya da birlikte tüketildiğinde besin değeri kat kat artıyor"
Diyet ve zayıflama listelerine bulgur konmalı
Beslenme Uzmanı Seçil Kenar, bulgur-bakliyat karışımıyla hazırlanan menülerin de sağlık açısından zayıflamada oldukça önemli olduğunu, iyi bir besin dengesi sağladığını ve vitaminler açısından birbirini tamamladığını, vurguladı.
Kenar, "Diyet yapan veya sağlıklı beslenmeye özen gösteren ama zamanı olmayan kişiler, lif ve protein bakımından yüksek değeri bulunan, Duru Dual bulgur-nohut, bulgur-mercimek karışımlarını da kullanabilir. Beslenme listelerine mutlaka bulgur ve bakliyat konulmalı" diye konuştu. (cnntürk)

Bir kaç damla limon suyunu bileğinize damlattığınızda…

Taze limon suyu içerdiği antioksidant ve anti-kanser maddeleri nedeniyle, çeşitli hastalıkların tedavisinde yüzyıllardır kullanılıyor. Experimental Biology and Medicine’da yayınlanan bir çalışmaya göre, limon yağı beyin aktivitesini yükseltiyor. İşte limonun faydaları…

Cildinizi arındırır, Su içmek vücudu toksinlerden arındırır.
Limonlu su içerseniz, içindeki C vitamini sayesinde kanınızdaki toksinlerden de arınırsınız.
Ayrıca cildinizin kızarıklığını geçirir ve ince çizgileri de yok eder.
Limonun en önemli faydalarından birisi de zihnimizi zinde tutmamıza yardımcı olması...
Öğleden sonraları enerji kaybı mı hissediyorsunuz? Experimental Biology and Medicine’da yayınlanan bir çalışmaya göre, limon yağı beyin aktivitesini yükseltiyor.
Bunun için yapmanız gereken bileklerinize bir kaç damla limon suyu damlatıp hafifçe ovmak hafiza, dikkat ve dil gibi zihinsel fonksiyonlarınızı dinamik tutmaya yardımcı oluyor.

1- Sindirime yardımcı: Limon suyu sindirim sistemini toksinlerden arındırır, midedeki yanma ve şişkinlik gibi rahatsızlıklara da iyi gelir.
2- Zayıflamaya yardımcı : Ilık limonlu suyu düzenli içtiğimizde mide asitlilik oranı düzenlenir. Mide asidi yüksek olan kişiler sürekli bir şeyler yiyerek mideyi bastırma eğiliminde olurlar.
Bu da kısa sürede acıkmaya ve kilo almaya neden olur. Limonun içerisinde bulunan pektin lifi acıkmayı geciktirir.
3- Taze bir nefes için birebir : Dişeti iltihaplarına ve diş ağrılarına iyi geldiği gibi nefesinizin kötü kokmasını da önler. Ancak diş minesine zarar vermek istemiyorsanız limonu direk dişinize temas ettirmeyin yani yemeyin.
Limonlu su içtikten sonra da dişlerinizi fırçalarsanız daha faydalı olduğunu görürsünüz.
4- Ph değerini dengeler: Limon en alkali gıdalardan biridir ve içinde bulunan sitrik asit sindirildiğinde asitlilik yaratmaz. Her gün limonlu su içerseniz vücudunuzun toplam asitlilik oranı zaman içerisinde düşer.
Ayrıca iltihabın nedenlerinden biri olan eklemlerde biriken ürik asit limonla yok olur.
5- Daha enerjik hissetmek için birebir: Limon kokusunun sinir sisteminde sakinleştirici etkisi olduğunu biliyor muydunuz?
İşte sinir sistemindeki bu sakinlik, depresyona ve endişeye iyi gelirken size mutluluk vereceği için de kendinizi daha zinde hissetmenizi sağlar. Limon sindirim sistemine girdiğinde vücuda enerji verir.
6- Viral enfeksiyonla savaşır: Ilık limon boğaz ağrısı, nezle gibi semptomların azalmasında oldukça etkili bir destek kuvvettir.

Elma kilo verdiriyor

Elmanın kanserden obeziteye, diyabetten Alzheimer’a kadar birçok hastalıktan koruduğunu söyleyen İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öktenli elmanın doğal bir antioksidan olduğunu vurgulayarak “Elmanın yağ içeriği düşük, karbonhidrat içeriği yüksektir ve temel şeker fruktozdur' dedi.

1 adet elma yaklaşık 50 kalori enerji
C ve E vitaminleri, potasyum ve magnezyum mineralleri açısından zengindir. 1 adet elma yaklaşık 50 kalori enerji sağlar. Bir kâse sütlacın 350-400 kalori verdiğini düşünürsek çok da fazla olmadığı söylenebilir” açıklamasında bulundu.
Muzdan sonra, dünyada en çok tüketilen meyve
Elma, muzdan sonra, dünyada en çok tüketilen meyvedir. Yedi farklı Avrupa ülkesinde elma tüketim sıklıkları üzerine yapılan bir çalışmada, en yüksek elma tüketiminin Polonya’da, en az ise Hollanda ve İspanya’da olduğunu aktaran Prof. Dr. Çağatay Öktenli “Amerika’da yapılan araştırmaya göre elma tüketiminin teşvik edilmesi, ulusal sağlık harcamalarının potansiyel olarak azalmasına neden olabilir.
'En yüksek ikinci antioksidan gücüne sahip meyvedir'
Elma ve elmadan elde edilen elma suyu, elma posası gibi ürünler zengin fitokimyasal gruplar içerirler. Elma, kızılcıktan sonra bilinen en yüksek ikinci antioksidan gücüne sahip meyvedir” diyerek elma ile ilgili araştırmalara değiniyor.
Kalp-damar hastalıklarının önlenmesinde yardımcı
Elmada bulunan polifenoller ve pektin gibi biyoaktif birçok bileşim ve lifler, bağırsak florası bileşim ve aktivitesini olumlu bir şekilde etkiliyor. Böylece kan yağları, kan basıncı ve damar fonksiyonlarını iyileştirerek kalp-damar hastalıklarının önlenmesine yardımcı oluyor.
Ölüm oranında yüzde 43 azalma
Finlandiyalı bir grup kadında yapılan bir çalışmada, günde 71 gram ve üzerinde elma tüketenlerde hiç yemeyenlere göre koroner kalp hastalıklara bağlı ölüm oranında yüzde 43 azalma olduğu belirtiliyor.
Koroner kalp hastalıklarına bağlı ölüm oranı azaldı
Erkeklerde risk azalması yüzde 19 olmuş. Hollandalı yaşlı erkeklerde yapılan benzer bir araştırmada ise günde ortalama 69 gram elma tüketenlerde yemeyenlere göre koroner kalp hastalıklarına bağlı ölüm oranının azaldığı görülmüş.
Yağları azaltmaya yardımcı
Sağlıklı kilo verme ve verdikten sonra kiloyu korumak için lifli ve düşük enerji yoğunluklu gıdaların tüketilmesi öneriliyor. 100 gram elmada 2.3 gram lif içerirken, günde bir elma karın içinde ve hayati organları çevreleyen yağları azaltmaya yardımcı oluyor.
En iyi sonuç elma yiyen grupta
Brezilya’da 49 obez ve kolesterolü yüksek kadın hastada yapılan çalışmaya göre hastalar 3 diyet grubuna ayrılmış, 10 hafta boyunca orta derecede düşük kalorili diyetlerine ilave olarak bir gruba günde 60 gram yulaflı bisküvi, 1 gruba günde 300 gram elma ve bir gruba da 300 gram armut verilerek ve ayda 1 kg verilmesi hedeflenmiş. Bu üç grup içinde en iyi sonuç ayda 1.32 kg kilo verme ile elma yiyen grupta gerçekleşmiş.
Zengin lif içeriği
Araştırmacılar, ikisinin de zengin lif içeriğine rağmen, yulaf bisküvilerine kıyasla elma tüketen gruptaki kilo kaybının kısmen diyetin enerji yoğunluğundaki azlığa bağlı olduğunu ileri sürülmüş. (cnntürk)

22 Mart 2017 Çarşamba

Alkol içerek zayıflama çılgınlığı: Drankoreksiya

ABD'nin Ulusal Yeme Bozukluğu Derneği, Drankoreksiya'yı şöyle tanımlıyor; “Aşırı alkol içerek zayıflama ve alkolü, gıdaya değişme veya kusabilmek için çok az miktarda besin tüketmek". Diyetisyen Ayşe Tuğba Şengel, son zamanlarda çokça duyulan bu yöntemi kadınların erkeklere göre 3 kat daha çok tercih ettiğini belirtti. İşte Drankoreksiya çılgınlığı ve 9 zararı...

Özellikle gençlerin zayıflamak ve güzel bir vücuda sahip olmak için denemeyeceği şey yok. Bu konuda aileleri uyaran uzmanlar yeni bir zayıflama trendine dikkat çekiyor; Drankoreksiya. Alkol içerek zayıflama olarak tanımlanan Drankoreksiya ile ilgili bilinmesi gerekenleri Diyetisyen Ayşe Tuğba Şengel anlattı.
Drankoreksiyalı bireyler öğünlerinin yerine alkol tüketmeyi tercih ettiklerinin belirten Şengel, alkol miktarının normalin çok üstünde aldıklarını sözlerine ekliyor ve dikkat edilmesi gereken noktaları anlatıyor. “Drankoreksiya sonucunda alkol ile alınan fazla kaloriyi yakmak için bireyler aşırı miktarda egzersize yönelirler. Bireylerin estetik kaygısı, sosyal yaşam, iş veya okul hayatı gibi psikolojik etkiler drankoreksiyayı tetikleyebilmektedir.
Alkol içerek zayıflamaya çalışmanın sebebi nedir, kimlerde görülür?
Alkolizm ve anoreksiyanın birleşimi olarak karşımıza çıkan drankoreksiyanın temelinde düşük kiloda kalabilme düşüncesi bulunmaktadır. Drankoreksiyanın veya alkol içerek zayıflama nedenleri arasında mükemmel zayıf vücut görüntüsüne sahip olma isteği ve kişilerin bunalım dönemlerinde sosyal ortamlarda fazla bulunarak, alkol tüketimini arttırmaları gösterilebilir.
Kadınlarda erkeklere göre 3 kat fazla rastlanıyor!
Yapılan çalışmalarda kadınlarda erkeklere göre 3 kat daha fazla rastlanan bu rahatsızlığın daha çok 18-25 yaş arası ve genellikle üniversite dönemi gençlerde de görüldüğü bulunmuştur. Journal of American College Health'te yayınlanan bir makalede, anokreksiya ve bulimia vakalarının temelleriyle de bu bozukluğun gelişebileceği belirtilmiştir.
Drankoreksiya'nın zararları neler?
National Institute on Alcohol Abuse on Alcoholism verilerine göre yüksek miktarda alkol tüketimi;
*Beyinde hücre ölümüne, beyin işleyişinin olumsuz etkilenmesine ve uzun dönemde bilişsel bozukluk, Alzheimer, *Parkinson gibi nörolojik bozukluklara,
*Kalp krizi riskinin artmasına, düzensiz kalp atışlarına,
*Midede gastrit ve ülser gibi sorunlara,
*Karaciğer yağlanmasına, alkolik hepatite ve siroz oluşumuna,
*Pankreasta toksik maddeler oluşturarak pankreatit oluşmasına,
*İmmün sistemi olumsuz yönde etkileyerek bağışıklığın düşmesine,
*Kanser riskinin artmasına ve
*Böbrek yetmezliği gibi birçok sağlık problemlerine neden olmaktadır.
Drankoreksiya'nın tedavisi nasıl olmalı?
Basit bir sorun gibi gözüken ancak ilerleyen dönemlerde ciddi sağlık sorunlarına neden olabilen alkol içerek zayıflama veya drankoreksiyanın erken fark edilmesi ve önlem alınması önemlidir. Kişiye doğru beslenme tedavisi ile birlikte psikolojik desteğin sağlanması gerekmektedir. Yanlış uygulamalar ile hızlı verilen kiloların vücut sağlığı ve psikolojik açıdan ciddi sorunlara yol açabileceği unutulmamalıdır.” diyor. (Sözcü)

20 Mart 2017 Pazartesi

'Ameliyat ol' diyenleri dinlemedi, şimdi gören tanıyamıyor...

Yaşadığı acı olay sonrası 80 kiloya kadar çıkan 32 yaşındaki Mine Cantürk, 'ameliyat ol, zayıfla' diyenleri dinlemedi... Doğru beslenme ile 6 ayda 30 kilo birden verdi...
Evlendikten sonra kilo almaya başlayan Cantürk hamile kalınca doğal olarak kilosu arttı. Ancak daha sonra acı bir olay yaşayan, bebeğini kaybeden Mine Cantürk hayatında hiç görmediği bir kiloya çıktı. 44 bedene kadar çıkan ve boyunun 160 cm boyunda olduğunu belirten Cantürk yaşadıklarını şöyle anlattı:
"Annem ve babam kilolu olmasına rağmen çelimsiz diye tabir edilen çocukluk dönemim oldu. Hayatım boyunca her türlü sevinci ve üzüntüyü yemek yemekle karşılayan biri oldum. Yemek yemek mutluluğumu katlayan, acımı hafifleten bir etmendi. Evlenene kadar kilo sıkıntısı nedir bilmiyordum. 2010 yılında evlendiğimde düzenli anne yemeği yerine, canımın istediği her şeyi tüketiyordum. Hatta karbonhidrat aşığı bir insandım diyebilirim. Hamur işi olmadan gün geçiremiyordum. Yemek düzenimin değişmesinin yanı sıra uyku düzenimin değişmesi, uzayan mesai saatleri, ev işleri derken tartı 70 kiloyu gösteriyordu. 2012 yılında gebelik dönemi ile birlikte 80 kiloya kadar çıktım. 2013 yılında bebeğimi kaybetmemle psikolojik etmenler baş gösterdi ve ben kendimi tabaklar dolusu yemeğe verdim. Yemek yedikçe rahatladığımı düşünüp kendimi kandırıyordum. Zaten yavaş yavaş doyma duygusunu yitirdim. Kendi başıma diyet denemelerim hep sonuçsuz kaldı"

80 KİLODAN 50 KİLOYA DÜŞTÜ
Daha sonra diyetisyen arayışına maruz kalan Mine Cantürk "Elimdeki son dilim pizza ile telefon açıp randevu aldığımı hatırlıyorum" dedi. Daha sonrasında diyetisyenin kendisini dahiliye uzmanına yönlendirdiğini belirten Cantürk şöyle devam etti: Hiçbir sıkıntım yoktu. Çünkü aldığım kilonun temel sebebi psikolojik etmenlerdi. Düzenli olarak diyet takibi sürecimde zorluklarla da karşılaşmadım değil. İnsanız ve canınız elbet bazı şeyleri istiyor. Bu dönemde istediğim besinlerden ne kadar tüketmem gerektiğini ve ertesi günü neler yapmam gerektiğini öğrendim.
Son zamanlarda ara öğün yapmayın diye medyada uzmanlar uyarsa da ben ara öğün yapmadığımda bir sonraki öğünde daha çok besin tüketiyordum. Bu nedenle ara öğünlerimi hiç ihmal etmedim. Ayrıca dönemsel mağazalara gidip kıyafet denedim. Hattaki en büyük hazlardan birisi de bir bayanın istediği kıyafeti almasıdır. Hatta mağaza çalışanının ’o beden size olmaz bir beden küçüğünü getireyim’ demesinin beni bu kadar mutlu edeceğini düşünmemiştim. Sonuç olarak 80 kilo başladığım bu yolculuk 50 kilo olarak bitti. Ve ben artık 34 beden kıyafet giyiyorum."
"BİRÇOK İNSANIN KİLO ALMA NEDENİ PSİKOLOJİK"
Kilo vermede en önemli sürecin psikolojik olduğunu belirten beslenme uzmanı ve diyetisyen Serkan Tutar da şöyle konuştu:
"Birçok insanın kilo almasının temelinde bir dönem yaşanan psikolojik etmenler yatıyor. Daha sonrasında ise kilonuz ve bedeniniz ile ilgili kendinize olan güven kaybınız, denemelerinizin başarısız olması sizi iyice uçuruma itiyor. İlk olarak kendinizin bu işi yapacağına inanmalı ve bu yolda önünüzde aksaklıkların çıkacağını unutmamalısınız. Günümüzde birçok insan kilo konusunda sıkıntısı olmasına karşın artık çabalamaktan bıkmış durumda. Defalarca alınıp verilen kilolar tekrar tekrar denemeler sonucu başarısızlıklar sizde de kilonu kabullenme sürecine getirdi ise bu işi yapılması gereken bir proje gibi görmeden yaşam tarzına döndürmeniz gereklidir. Bu beslenme tarzını yaşam tarzı olarak benimsediğinizde kilonuzu rahatlıkla korursunuz. Ayrıca istediğiniz bir besini tükettiğinde bunu nasıl toparlaması gerektiğini de bilmektedir. Zaten asıl edinilmesi gereken alışkanlıkta budur." (Buse ÖZEL/DHA)


Brokoli kanserin yayılmasını önlüyor mu?

Bilim insanları, brokolide bulunan sülforafan maddesinin kanser hücrelerinin oluşumunu engellediğini ortaya çıkardı.

ABD'de yapılan bir araştırma, brokolinin kanserin ortaya çıkması ve yayılmasını önlemeye yardımcı olabileceğini ortaya çıkardı. Brokolide bulunan sülforafan maddesinin DNA'daki bozulmalarla baş gösteren kanser hücrelerinin oluşumunu ve oluşmuş kanser hücrelerinin de vücudun başka yerlerine sıçramasını engellediği ifade edildi.

15 Mart 2017 Çarşamba

Dünyanın en şişman kadını 100 kilo verdi

Dünyanın en şişman kadını olarak bilinen Mısırlı İmen Ahmed Abdulati, mide küçültme ameliyatı oldu. Abdulati'nin geçirdiği operasyonun ardından 100 kilo zayıfladığı öğrenildi.
BBC'de yer alan habere göre, Mumbai'deki Saifee Hastanesi'nden yapılan açıklamada 36 yaşındaki Abdulati'nin geçirdiği operasyonun ardından 100 kilo verdiği belirtildi.

Sonraki aylarda Abdulati'nin daha fazla kilo vermesini beklediklerini kaydeden hastane yetkilileri, "Mümkün olduğu kadar kısa süre içerisinde Abdulati'nin Mısır'a dönebilecek kadar zayıflaması için çalışıyoruz." ifadesini kullandı.

Abdulati'nin ailesi 5 kilo doğan kadına parazit enfeksiyonu nedeniyle vücuttaki bazı bölgelerin şişmesi olarak nitelendirilen fil hastalığı teşhisi konulduğunu belirtmişti.
Aile, Abdulati'nin 11 yaşına geldiğinde ayağa kalkamadığı için kilo aldığını, daha sonra felç geçirerek yatağa mahkum olduğunu ve o zamandan beri evden çıkamadığını anlatmıştı.

Abdulati'ni ameliyatı, daha önce Hint bakanlar Nitin Gadraki ve Venkaiah Naidu'yu da operasyona alan Dr. Lakdawala tarafından geçen ay gerçekleştirilmişti. Ameliyat ve tedavi süreci için Abdulati'nin 2-3 üç ay Mumbai'de kalması gerektiğine değinen Dr. Muffazal Lakdawala, genç kadının 100 kilogramın altına düşmesinin 2-3 yıl sürebileceğini ifade etmişti. (cnntürk)