kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2017 Perşembe

Mandalina Kabuğu ve İnanılmaz Faydaları!

Birçok kişi bu lezzetli meyvenin kabuklarının gizli özelliklerinden habersizdir. Keyifle yediğiniz o güzel mandalinaların kabuklarını saklayın. İçerdiği tıbbi faydaları görmezden gelmeyin ve mandalina kabuklarını sakın atmayın! 

4 Nisan 2017 Salı

Kanser riskini azaltan 7 kural

Kanser tüm dünyada ve ülkemizde kalp damar hastalıklarından sonra kaynağı belli olan ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alıyor. Memorial Şişli Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Soley Bayraktar, kanserden korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

1- Sarımsak ve soğanı sofranızdan eksik etmeyin
İşlenmiş yiyecekler yemek borusu, pankreas ve kalın bağırsak gibi kanserlerin riskini artırmaktadır. Sofralarda işlenmiş ürünler yerine; kanseri sevmeyen brezilya yemişi, brokoli, samon balığı, avokado, karnabahar, soğan ve sarımsağı tercih edilebilir.
2- Güneş ışığını kontrollü kullanın
Deri kanseri sanıldığından daha sık rastlanılan ancak önlem alındığı takdirde önlenmesi en kolay kanser türlerindendir. Bu nedenle deri kanserinin en önemli sebeplerinden birisi olan güneş ışınlarını kontrollü ve bilinçli kullanmak gerekmektedir. Yaz aylarında güneş ışınlarından saat 10:00-16:00 saatleri arasında uzak durulması gerekmektedir. Zorunlu hallerde en az 30 faktörlü güneş koruyucu sürülmesi, uzun kollu tişörtler ve pantolonlar giyilmesi, geniş bir şapka ve güneş gözlüğü kullanılması gerekir. Bronzlaşmak için solaryumdan kesinlikle uzak durulmalıdır.
3- Düzenli egzersiz yapın ve ideal kiloda kalın
İdeal kiloda kalınarak böbrek, prostat, akciğer, kalın bağırsak ve meme kanseri riski en aza indirilebilir. Haftada 150 dakika aerobik egzersiz yapmanın sayısız faydası bulunmaktadır. Bu süreyi günlük orta seviye zorlukta yapılan 30’ar dakikalık egzersizlere bölmek kişinin hem çok aktif olmasını kalmasını hem de bedenen ve ruhen sağlıklı olmasını sağlayacaktır.
4- Sigara ve alkolü hayatınızdan çıkarın
Sigara ve alkol başta akciğer olmak üzere; baş-boyun, dudak, ağız içi, kalın bağırsak, pankreas, böbrek, karaciğer, mesane, rahim ağzı ve meme kanseri riskini artırmaktadır. Sigara kullananların yanında bulunan kişiler bile pasif içici durumuna düşerek, akciğer kanseri riski ile karşı karşıya kalabilmektedir. Bu nedenle kendimize ve çevremize yapabileceğimiz en önemli iyilik, tüm sigara ürünleri ve alkolü hayatımızdan çıkarmak olacaktır.
5- Aşılarınızı ihmal etmeyin
 • Hepatit B virüsü karaciğer kanserine sebep olabilmektedir. Özellikle sağlık sektöründe çalışanların, birden fazla kişiyle ilişkiye girenlerin, çocukların, uyuşturucu ilaç kullananların, eşcinsel bireylerin hepatit B virüsü aşısı yaptırması son derece önemlidir.
Human papillomavirus (HPV) rahim ağzı kanseri, genital organların kanserleri ve baş-boyun bölgesindeki kanserlere sebep olabilir. HPV aşısı hem erkek hem de kız çocuklarında 11-12 yaşlarına geldiklerinde önerilmektedir. Eğer kişi çocukken bu aşıyı olmadıysa, istediğiniz yaşta yaptırabilir.
6- Riskli davranışlardan uzak durun
Kanseri önlemek için dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, tehlikeli davranışlardan uzak durulmasıdır. Örneğin, tehlikeli cinsel ilişkilere girmekten kaçınılmalıdır. Çok sayıda partnerle beraber olmak veya cinsel ilişki sırasında kondom kullanmamak kanser riskini artırır. HPV ve HIV virüsleri cinsel ilişkiyle bulaşır ve bu virüsler rahim ağzı kanseri, karaciğer kanseri, baş-boyun kanseri, genital bölgelerin kanserleri (anüs, penis, vulva, vajen), sarkom, lenfoma ve akciğer kanserine sebep olabilir.
7- Düzenli doktor kontrollerinizi yaptırın
Bazı kanserlerin erken evrede yakalanabilmesi taramalarla mümkündür. Bunlar meme, rahim ağzı, akciğer, kalın bağırsak ve deri kanserleridir. Erken evrede yakalanan kanserlerin tedavisi hem daha kolaydır hem de tedavinin başarılı olma şansı çok yüksektir. (cnntürk)

Obezitenin tetiklediği 8 kanser türü

1-7 Nisan Kanser Haftası'nda önemli bilgiler veren Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin, obezite ve sigara kullanımının yol açtığı kanser türlerini sıraladı.

Herkesin bütün ayrıntıları merakla takip ettiği kanser, genel olarak sessizce ilerliyor. Çevresel, genetik ve yaşam biçimindeki olumsuz koşullar çağımızın hastalığı kanser için risk faktörlerini oluşturuyor. Dünyada yapılan bilimsel diyet ve kanser arasında kuvvetli bir ilişki olduğu gösteriyor. Beslenme ve yaşam biçiminde yapılacak değişiklikler ile risk faktörlerini engelleyerek kanserden korunmak mümkün. Liv Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin kanser oluşumuna neden olan risk faktörleri ve alınması gereken önlemleri anlattı.
Kalın bağırsak kanseri: Liften fakir, yağdan ve proteinden zengin beslenme, obezite kalın bağırsak kanseri oluşmasına zemin hazırlar. Hareketsiz bir yaşamı olan, özellikle masa başında çalışanlarda bu risk daha da artar. Diyetteki lifi yani sebze, meyve ve kuru baklagil tüketimini arttırıp hayatımıza fiziki aktivite de kattığımızda kalın bağırsak kanseri oluşum riskini yüzde 40'lara varan oranda azaltabiliriz. Kalın bağırsak kanseri tespiti için 50 yaş ve üstü herkesin kolonoskopik taramadan geçmesi gerekir. Sorun olmasa bile 3-5 yılda bir tekrarlanması faydalıdır. Ailesinde erken yaşta kalın bağırsak kanserine yakalanmış kişiler varsa, kontrollere daha erken başlanmalıdır.
Mide kanseri: Tütsülenmiş et ve balık, işlenmiş et, çok konserve kullanımı, fazla tuzlu gıda tüketimi mide kanserine yol açar. Bu tarz beslenmenin yaygın olduğu Japonya dünyada mide kanserinin en çok görüldüğü yerdir. Beslenmede tariflenen alışkanlıklar bırakılıp bol taze sebze ve meyve içeren diyete geçilirse bu risk azalır.
Akciğer kanseri: En önemli risk faktörü sigara kullanımıdır. İçilen miktar arttıkça risk de artar. Akciğer kanserini erken yakalamak için taramanın ne kadar etkili olduğunu araştıran çalışmaların kısmen sonuçları çıkmıştır. Yoğun sigara kullananlarda düşük dozda radyasyon ile akciğer tomografisi yaparak tarama hastalığın erken evrede yakalanmasını sağlar ve şifa oranını arttırır.
Karaciğer kanseri: Hepatit B, C taşıyıcısı olmak ve yoğun alkol kullanımı bu kanserin en sık nedenleridir. Alkolü düzenli almaktan vazgeçmek, hepatit B ve C taşıyıcılarının da sık aralıklarla sağlık kontrolüne gitmeleri faydalıdır.
Meme kanseri: Erken adet görme, geç menopoz, geç veya hiç çocuk doğurmama, emzirmeme meme kanseri riskini arttırır. Batılı toplumlarda kadınlar daha çok çalışma hayatına girip bu şekilde yaşadıkları için meme kanseri dünyanın batısında ve ABD'de sık, doğuda belirgin daha azdır. Yüzde 5-10 vaka da ailevidir. Son yıllarda obezitenin meme kanserine yakalanma riskini arttırdığı da açıklanmıştır. İdeal vücut ağırlığına inmek ve bunu korumak, spor yapmak, kalorisi ve yağ oranı düşük ama sebze ve meyveden zengin beslenmek, sigara-tütün kullanmamak, alkol alımını kısıtlamak önemlidir.
Pankreas kanseri: Sebebi tam olarak bilinmemektedir. Sigara içenlerde daha sıktır. Alkol kullanımı, şeker hastalığı, kronik pankreatit ve yağlı diyetin bu kansere zemin hazırladığı düşünülür. Sigara, alkol kullanmadan sağlıklı diyetle beslenme önerilir.
Baş-boyun kanserleri: Sigara ve alkol kullanımı en önemli risk faktörleridir. Öyle ki gırtlak kanseri hastalarının yüzde 90'nı sigara kullanıcısıdır. Stresli işlerde çalışıp sigara ve alkolü çok tüketenlerde bu hastalık sıktır. Korunmanın yolu bu alışkanlıklardan uzaklaşmaktır.
Cilt kanseri: Cilt kanserinin esas nedeni genellikle güneşten gelen ultraviyole ışınlarıdır. Mor ötesi ışın veren elektrik lambaları ve bronzlaştırıcı suni ışık kaynakları da cilt kanserlerine neden olabilir. Ultraviyole ışınlarına karşı dünyayı koruyan ozon tabakasının incelmesinin de cilt kanserlerinde ciddi bir artışa neden olduğu bilinen bir gerçektir. En çok risk altında olanlar açık tenliler, çilliler, çok sayıda beni olanlar, ailesinde cilt kanseri olanlar, açık havada çalışan ve çok vakit geçirenlerdir. Güneşin keskin olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkünse güneşe çıkmamak, yüksek koruma faktörlü kremler, geniş kenarlı şapkalar ve uygun giysilerle kendimizi korumak, cildimizdeki benleri kontrol ederek büyüme, şekil ve renk değiştirme durumunda gecikmeden doktora başvurmak gereklidir. Sözcü

20 Mart 2017 Pazartesi

Brokoli kanserin yayılmasını önlüyor mu?

Bilim insanları, brokolide bulunan sülforafan maddesinin kanser hücrelerinin oluşumunu engellediğini ortaya çıkardı.

ABD'de yapılan bir araştırma, brokolinin kanserin ortaya çıkması ve yayılmasını önlemeye yardımcı olabileceğini ortaya çıkardı. Brokolide bulunan sülforafan maddesinin DNA'daki bozulmalarla baş gösteren kanser hücrelerinin oluşumunu ve oluşmuş kanser hücrelerinin de vücudun başka yerlerine sıçramasını engellediği ifade edildi.

1 Şubat 2017 Çarşamba

Kuşburnu çayı içmek için 9 neden

Uzmanlar uyarıyor: Günde iki fincan kuşburnu çayı ve bir yemek kaşığı şekersiz kuşburnu marmelatı beslenme planınızın bir parçası olmalıdır.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet, Fitoterapi Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili, “Kış aylarında özellikle güçlü antioksidan yapısıyla öne çıkan kuşburnunu doğru demlediğinizde ve kararında tükettiğinizde sağlığınıza birçok faydasını görmeniz mümkün. Günde iki fincan kuşburnu çayı ve bir yemek kaşığı şekersiz kuşburnu marmelatı beslenme planınızın bir parçası olmalıdır” dedi.
Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet, Fitoterapi Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili, kuşburnunun öne çıkan 9 faydasını anlatarak önemli uyarı ve önerilerde bulundu.
Kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyor
Beslenme ve Diyet, Fitoterapi Uzmanı Bilgili, yapısında bol miktarda bulunan C vitamini, polifenoller ve antioksidanlar sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiren kuşburnunun zengin vitamin ve minerallere sahip olduğunu belirterek, “Likopen ve A, B, E, K vitaminlerinin yanı sıra magnezyum, demir gibi değerli mineralleriyle vücut direncini artırıyor, sinir sisteminde, hücre yenilenmesinde fayda sağlıyor. Yapılan araştırmalar, limonun 60 katı kadar fazla C vitamini içeren kuşburnunun, mandalina ve portakala da fark attığını ortaya koyuyor. Ülkemizde her mevsim yetişebilen kuşburnu, kabızlık şikayeti çekenler için doğal bir şifa kaynağı. Birçok hastalığa fayda sağlayan kuşburnunun içeriğindeki pektin, laktasif etkiye sahip. Yani bağırsakların fazla çalışmasından ötürü ortaya çıkacak ishal benzeri etki oluşturuyor. Böylece düzenli tüketildiğinde kabızlığı gideriyor ve sindirimi kolaylaştırıyor. Bağırsak parazitlerini düşürüyor. Kandaki kötü kolesterolün düşürülmesi ve iyi kolesterol seviyesinin yükseltilmesinde faydalı olan kuşburnu, bu sayede kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyor. Kuşburnunu çay olarak demleyip tüketebileceğiniz gibi, şekersiz marmeladını yaparak da faydalanabilirsiniz. Sağlıklı hücreleri kanserli hücrelere dönüştürerek zarar verebilen serbest radikallere karşı güçlü bir koruyucu olan kuşburnu, içeriğindeki güçlü antioksidanlarla kanser hücrelerinin büyüme ve gelişmesini de engelliyor” şeklinde konuştu.
Cildi güzelleştiriyor
“İçeriğindeki K vitamininden dolayı kuşburnu kanın pıhtılaşmasına yardımcı oluyor” diyen Beslenme ve Diyet, Fitoterapi Uzmanı Bilgili, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu nedenle damar içinde kan pıhtısının oluşması ve kan akımının engellenmesi olarak adlandırılan tromboz ve toplardamar iltihabı, tromboflebit gibi sorunları olan hastaların dikkatli tüketmesi gerekiyor. Kuşburnu A vitamini açısından zengin oluşuyla cildin elastikiyetini korumasını sağlıyor ve yaşlanmasını geciktirici etki sağlıyor. Kolajen seviyesini de artırıyor. Yara izleri ve akneleri gideriyor. Kuşburnunun çekirdekleri, gamalinoleik sit (GLA) yönünden zengin. Gamalinoleik asit, cilde canlılık kazandırıyor ve güneş kaynaklı yanıklarda da fayda sağlıyor. Ülkemizde özellikle kadınlarda ve çocuklarda demir eksikliğine bağlı kansızlık çok yaygın bir sorun. Gıdalarla alınan demirin serbest hale geçerek vücutta kullanılmasına yardımcı olur. Bu sayede demir eksikliğine bağlı oluşan kansızlığı önlüyor. Çocukların büyüme ve gelişmesinde de faydalı ama ölçüyü kaçırmamak kaydıyla! Doktoruna danışmadan 1 yaşından küçük çocuklara verilmesini tavsiye etmiyorum. Son yıllarda yapılan çalışmalar kuşburnunun iltihap oluşumunu önleyici özelliğe sahip olduğunu gösteriyor. Kuşburnu tüketimi dizde kireçlenme, eklemlerde kıkırdak dokunun yapısında bozulma, kıkırdakta incelme ve aşınmanın ortaya çıkardığı ostreoartrite bağlı ağrıların azalmasında etkili. Ayrıca günümüzde pek çok kişinin ortak sorunu olan dizde sıvı kaybına da kuşburnunun iyi geldiği yapılan çalışmalarda kanıtlanmış durumda. Kuşburnu püresinde bulunan önemli bir karotenoid olan likopen sadece kataraktın değil aynı zamanda diğer göz hastalıklarının da başlangıcı ve ilerlemesinde koruyucu etki gösteriyor.”
Kuşburnu çayını demlerken nelere dikkat edilmeli?
Beslenme ve Diyet, Fitoterapi Uzmanı Bilgili, kuşburnunu demlerken ve tüketirken nelere dikkat edilmesi gerektiği ile ilgili ise “5-6 adet kuşburnunu havanda hafif ezerek çatlatın. Ardından bir bardak (200 ml) kaynar suda 10 dakika demleyin. Demlerken kapağını kapalı tutun ki içeriğindeki suya geçen C vitamini bir diğer ismiyle askorbik asit yok olmasın. Ne kazar uzun kaynatırsanız içeriğindeki C vitamini o kadar azaldığından, demleme süresini de uzatmayın. Yemeklerden 30 dakika sonra için. Kuşburnunun zengin vitamin ve minerallerinden tam anlamıyla faydalanabilmek için hazırladıktan sonra 5 dakika içinde tüketin. Soğuma sırasında C vitamini miktarı hızla azaldığından, marmelat ve pekmezde C vitamini oranı kuşburnu çayına oranla düşüyor. Marmeladını mutlaka şekersiz yapın. Kuşburnunu ister bütün, ister ufalanmış ister toz haliyle olsun saklarken mutlaka ışıktan muhafaza edin ve cam kavanozda saklayın” diye konuştu.

27 Ocak 2017 Cuma

Çok kızartılan ekmek ve patates kanser riski taşıyor

İngiliz hükümetine bağlı Gıda Standartları Kurumu (FSA), ekmek ve patates gibi nişasta içeren yiyeceklerin yüksek sıcaklıkta pişirildiklerinde akrilamid adında kimyasal bir maddenin açığa çıktığını ve bu maddenin de kansere yol açabileceği uyarısında bulundu.

FSA, riski azaltmak için bu tarz gıdaların pişirme talimatlarına dikkatle uyulması ve çok kızartılıp rengi koyulaşmayacak şekilde pişirilmesini tavsiye ediyor.
FSA ayrıca, patatesin buzdolabında tutulması gerektiği uyarısında da bulunuyor. Bunun nedeni de serin ortamlarda patatesin içindeki şeker düzeyinin artması ve bunun da pişirme sırasında ortaya çıkan akrilamid miktarını yükseltmesi olarak gösteriliyor.
Ancak Kanser Araştırmaları Derneği sözcüsü, akrilamid ile kanser arasındaki ilişkinin insanlarda henüz kanıtlanmadığını ifade ediyor.
Ne kadar çok pişerse, akrilamid o kadar yüksek oluyor
Çok uzun süre boyunca yüksek sıcaklıkta kavrulan, kızartılan ya da ızgarası yapılan nişastalı gıdalarda akrilamid adı verilen kimyasal bir madde ortaya çıkıyor.
Birçok farklı gıda maddesinde bulunan akrilamid , pişirme sürecinde doğal olarak ortaya çıkan bir yan ürün.
Bu madde, ekmek, bisküvi, kek ve kahve gibi 120 derecenin üzerinde pişirilen ve yüksek nişasta içeren gıdalarda bulunuyor.
Aynı zamanda, evde de patates ve ekmek gibi gıdaların yüksek sıcaklıkta pişirilmesiyle de ortaya çıkıyor.
Örneğin, ekmek kızartıldığında akrilamid maddesi de açığa çıkıyor.
Kızartılan ekmeğin rengi ne kadar koyuysa, ortaya çıkan akrilamid miktarı da o kadar yüksek oluyor.

16 Ocak 2017 Pazartesi

Acı biber ölüm riskini azaltıyor

Kapsaisin içeren acı biberin insan sağlığına yararları biliniyordu ancak Amerika'dan gelen araştırma sonucu, acı biberin önemini bir kez daha kanıtladı. Araştırma, acı biberin kalp hastalığı ve felce bağlı ölüm riskini yüzde 13 azalttığını gösterdi.

ABD'deki Vermont Üniversitesi Larner Tıp Fakültesi araştırmacıları, 2015 yılında kalp, kanser ve solunum yolu hastalıklarına bağlı ölüm riskinin düzenli kırmızı acı biber tüketenlerde diğerlerine nazaran yüzde 14 daha az olduğuna dair çalışmanın bulgularını destekler nitelikte yeni bir çalışma yürüttü.
Sonuçları "PLOS ONE" dergisinde yayımlanan çalışma, acı kırmızı biber tüketmenin, özellikle kalp rahatsızlığına ve felce bağlı ölüm riskini yüzde 13 oranında azalttığını ortaya koydu.
Ulusal Sağlık ve Beslenme Araştırma Anketi'ni veri tabanını kullanarak 16 bin kişinin son 23 yıllık anket sonuçlarını analiz eden araştırmacılar, katılımcıları acı biber tüketimlerine göre sınıfladı.
ACI BİBER ÖLÜM RİSKİNİ YÜZDE 13 AZALTIYOR
Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Benjamin Littenberg ve ekibi, düzenli olarak acı biber tüketenlerde ölüm riskinin, tüketmeyenlere oranla yüzde 13 daha az olduğunu buldu.
Araştırmacılar, acı biber tüketenlerin çoğunlukla erkeklerden, gençlerden, beyaz ırktan, Meksika kökenli Amerikalılardan, evlilerden oluştuğunu belirledi. Acı biber sevenler, aynı zamanda sevmeyenlere oranla daha fazla alkol ve sigara kullanıyor, daha fazla protein ve sebze tüketiyor ve gelir düzeyleri daha düşük.
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ DE DESTEKLİYOR
Daha önce yapılan çalışmalar, bibere acılığını veren kapsaisin maddesinin, obeziteyi engelleyen ve sağlıklı kan akışını sağlayan hücresel ve moleküler mekanizmaları harekete geçirdiğini, aynı zamanda bağırsak florasını değiştirip bağışıklık sistemini dolaylı olarak etkileyen antimikrobiyal özelliklere sahip olduğunu ortaya çıkarmıştı.
Littenberg ve ekibi, kapsaisin maddesinin bu özelliklerinin ölüm riskini azaltmada da önemli bir rol oynadığına işaret etti.
ÇİN'DE YAPILAN ARAŞTIRMADA ÖLÜM ORANINDAKİ DÜŞÜŞ YÜZDE 14
2015'te yapılan çalışmada Çinli, İngiliz ve Amerikalı araştırmacılar, 500 bin Çinlinin yeme alışkanlıklarını 7 yıl boyunca izlemiş ve düzenli olarak baharat ve acı biber tüketen kişilerdeki ölüm oranlarının diğerlerine göre yüzde 14 daha az olduğunu kaydetmişti.

16 Kasım 2016 Çarşamba

Domates prostat kanseri riskini düşürüyor!

Harvard Üniversitesi’nde 30 yılı aşkın süreyle yaklaşık 47 bin kişinin beslenme şekilleri inceleniyor ve 30 yıl sonra bu kişilerin bir bölümünde kanser oluştuğuna dikkat çekiliyor.


Durumla ilgili bilimsel veriler ortaya koyan araştırmalar domatesin prostat kanseri riskini yüzde 30 oranında düşürdüğünü gösteriyor.

Atlanta Emory Üniversitesi’nde kendilerinin de bu konuda araştırmalar yaptıklarını söyleyen Prof. Dr. Ömer Küçük, “Az domates tüketmek kanser riskini artırıyorsa domatesin faydası içinde bulunan ‘likopen’ adlı maddeden geliyor olabilir diye düşündük ve prostat kanserli hastalara likopen verdik” diyor.

Sonrasında hastaların ameliyatla prostatları alınıyor ve ne gibi değişiklikler olduğuna bakıldığında likopen verilen hastaların tümörlerinin daha küçük olduğu görülüyor. Bu sonuçla likopenin tümör küçültücü ve kanser riskini azaltıcı etkisi ortaya konmuş oluyor.

İşte domatesin faydaları:

Domates prostat kanseri riskini düşürüyor! İçeriğinde birçok antioksidan ve anti enflamatuar madde bulunan domates güçlü bir kanser savaşçısıdır.

Kalorisi oldukça düşük olduğundan diyet yapanların vazgeçilmezidir. Kalori kontrolü yaparken vücudunuzun mineral ve vitamin eksikliğini giderir.

C vitamini ihtiyacımızı daha çok narenciye meyvelerinden karşılamayı seçsekte 1 orta boy domates günlük C vitamini ihtiyacımızın %40’ını karşılar.

Domateste bulunan " chromium " adlı madde kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur.
İçeriğinde bulunan A vitamini sayesinde saç köklerini kuvvetlendirir ve saça doğal bir parlaklık verir.

Uzmanlar, domatesin damarları yumuşattığını, kanı durulttuğunu, üre miktarını düşürdüğünü, vücudu gençleştirdiğini belirterek, kalp, karaciğer, böbrek bozuklukları ve şekerliler için çok faydalı olduğunu ifade ediyor.

İçeriğindeki A vitamini, lutein, zeaksantin nedeniyle gece körlüğü ve makula dejenerasyonunu önleyicidir.

Domatesin, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade eden uzmanlar, vücutta biriken üre asidi ve ürat tuzlarını eriterek idrarla dışarı attığını, vücutta biriken suyu boşalttığını kaydediyor.
Uzmanlar, kansere tutulmamak için domatesin iyi bir sebze olduğunu bildiriyor.

İçeriğinde bulunan maddeler nedeniyle kalp dostudur.

Güneşin zararlı UV (ultraviyole) ışınlarına karşı da savaşan bir sebze olan domates, yaz aylarında yendiği zaman zararlı ışınlara karşı çok faydalıdır. Güneş ışınlarına alerjisi olan, güneş ışınlarından çabuk etkilenen insanların yaz aylarında bu bitkiyi yemesinde yarar vardır.

24 Ekim 2016 Pazartesi

Mandalinanın mucizevi faydaları

Mandalinanın obeziteyi önlediğini ve hava kirliliği, sigara ve kimyasallar gibi olumsuz dış etkenlerin etkilerini azalttığını biliyor musunuz? İşte şifa deposu mandalinanın muhteşem faydaları...

Kış mevsiminin simge meyvelerinden mandalina hem tadı hem de içeriğindeki vitaminlerle sağlığımızı adeta cezbediyor. Obezite, diyabet, kalp hastalıkları ile savaşmada en iyi yardımcımız olan mandalinanın mucizelerini Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç anlattı.

Turunçgiller ailesinden olan mandalinanın, ılıman iklimlerde yetişmekte olduğunu kaydeden Diyetisyen Enç, “Mandalina karbonhidratlar bakımından zengin bir meyvedir. Bunun yanında bol miktarda lif ve protein içerir. Ayrıca E ve C vitamini açısından zengin olan mandalina aynı zamanda tiamin, piridoksin, sodyum, potasyum, kalsiyum, bakır gibi bir çok mineral ve bileşen içermektedir.

Mandalina, bağışıklığı güçlendirir. 1 su bardağı mandalina diliminde günlük önerilen C vitamini tüketiminin yarısından daha fazlası vardır. C vitamini sağlıklı cilt ve dokuların oluşumu ve devamlılığı için gereklidir. Aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirir, kalp hastalıkları riskini azaltır. C vitamini ile akciğer, meme, kolon, yemek borusu ve mide kanseri gibi bazı kanser türlerinin oluşumunu önler. Zengin C vitamini vücutta kollajen sentezi için hayati öneme sahiptir. Kollajen yaraların hızlı iyileşmesini sağlar, tendonları, bağları, kemikleri ve kan damarlarını bir arada tutar. C vitamini aynı zamanda besinlerle alınan demir mineralinin emilimini de artırır.” diye konuştu.

Kemiklere birebir mandalinada bolca bulunan A vitamini göz sağlığı, sağlıklı kemikler ve hücre büyümesi için gerekli olduğunu ifade eden Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, “Mandalinada bulunan A vitamini üreme sağlığı ve hücreler arası iletişimde önemlidir. Öte yandan beta kriptoksantinden zengin bu meyve iltihap gelişme olasılığını yarı yarıya azaltır. Mandalina, hücreleri yeniler. B vitamini zengini mandalina vücutta DNA ve RNA inşa ederek yeni hücrelerin oluşumu ve sağlıklı devamlılığını destekler. Flavonoidler serbest radikalleri (hastalığa neden olan moleküller) nötralize eden antioksidanlardır. Mandalinadaki nobiletin flavonoidi obeziteyi önlemede, diyabetle savaşmada ve kolesterolü düşürmede etkilidir. Tangeritin adlı bir diğer flavonoid ise yağlı karaciğer hastalığı ve damar sertleşmesini önler. Mandalinada olan folat kansere yol açabilecek DNA değişikliklerini de önlemektedir. İçerdiği hesperidin ile mandalina sağlıklı kollajen üretimi için C vitamini ile sinerjik olarak hareket eder. Mandalina ilaçlar, hava kirliliği, hastalıklar, şiddetli egzersiz, sigara içmek, kimyasallar ve güneş ışığından gelen UV ışınlarının olumsuz etkilerini azaltır. Obeziteyi önler. Mandalina çözünür lif pektin içeriği ile daha uzun süre tokluk sağlar. Yapılan çalışmalarda pektin tüketiminin obez bireylerde kalori alımını azalttığı gösterilmiştir.” şeklinde konuştu.

19 Ekim 2016 Çarşamba

Yanmış yemekler hangi kanser türlerini tetikliyor?

Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Oğuz Özyaral, sadece yanık yiyeceklerin değil, yiyeceklerin yanarken çıkardıkları dumanın bile sağlık açısından tehlikeli olduğunu belirtti.


Yanık yemek yemek kömür yemekten farksız. Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Oğuz Özyaral, “Hem yanarak karbonlaşmış yani kömürleşmiş kısım hem de duman, kanseri tetikliyor” dedi ve yanık yemek yemenin hangi kanser türlerini tetiklediğini açıkladı.

Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Oğuz Özyaral yemeğin, ekmeğin yanık yerini yiyenleri; eti ızgarada, fırında fazla tutanları uyardı. Yanık yiyeceklerin, kömürleşmiş gıdalar olduğunu dolayısıyla yanmış karbonun toksik etkisi sebebiyle mide bağırsak sisteminde kanser tetikleyici bir faktör konumuna girdiğini söyleyen Doç. Dr. Oğuz Özyaral, “Yanık yiyecekler kanserin gelişmesine zemin hazırlar. Yenilen yiyeceğin miktarına ve yiyeceğin ne kadar yandığına bağlı olarak risk daha da artar. Hiçbirimizin hayatı kömür yiyecek kadar ucuz değildir” dedi.

KÖMÜR YEMEK GİBİ

Doç. Dr. Oğuz Özyaral, “Yanık yemek aslında kömür yemekten farksızdır. Ekmeği fazla kızartmak, şekeri yakıp karamelize etmek, eti ızgarada ateşe çok yakın ve yanıncaya kadar pişirmek. Bunlar genel olarak yapılan hatalar. Yemek pişirme yöntemlerimizde son 20 yıldır yaşanan değişiklikler kanser oranlarının da artmasına yol açtı. Yiyeceğin sadece yanık kısmı değil, yanarken çıkan dumanın da yiyecekteki kirliliği arttırdığını görüyoruz. Yani hem yanarak karbonlaşmış yani kömürleşmiş kısım, hem de duman kanseri tetikliyor. Zaten özelikle de etin çok pişmesi protein yapısının denatüre olmasına yani gıda olarak yapısal özelliğini yitirmesine sebebiyet vermektedir. Aynı şekilde şekerli ürünlerin çok kaynatılması, pişirilmesi içerisinde yapıyı bozarak karamelizasyona sebebiyet verir. Isıtma ya da pişirme süreleri arttıkça yağlar gliserinleşir, şekerlerin ve proteinlerin özellikleri kaybolur ve geriye artık yenilmemesi gereken garip bir yapı kalır. İçerik açısından fayda sağlayacak olan yapısal özelliklerin bozulması sonucunda tüketilmeleri de vücuda gereksiz zehir almak yani böbreklerde, karaciğer ve dalakta toksik madde yığılımı demektir. Bu durum başta mide bağırsak sistemimiz olmak üzere kan sisteminin üzerinde tipik bir şekilde farkında olmadan, kendi ellerimizle vücudumuza kanserojen madde alımı ile kansere kapı açmak demektir” şeklinde konuştu.

HANGİ KANSER TÜRLERİNİ TETİKLİYOR?

Yüksek ısıda pişmiş ya da yanık yemeklerin gen hasarlarına sebep olduğunu söyleyen Doç. Dr. Oğuz Özyaral yanık yiyeceklerin karaciğer, kalın bağırsak ve mesane kanserlerinin görülme sıklığını arttırdığının da altını çizdi. Özellikle tütsülenmiş gıdaların göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Özyaral, Japonya ve bazı Uzak Doğu ülkelerinde sık görülen mide kanserinin tütsülenmiş gıdalar sebebiyle tetiklendiği ifade etti.

EN GÜVENLİ PİŞİRME TEKNİĞİ NEDİR?

Doç. Dr. Oğuz Özyaral kömürde pişirme gibi sağlıksız yöntemlerin terk edilmesi gerektiğini söylerken sağlıklı pişirme yöntemlerini de anlatarak şu ifadeleri kaydetti:

“En sağlıklı pişirme yöntemleri buharda pişirme, haşlama ve güveçte ağır ateşte pişirmedir. Eti doğrudan ateşe tutmayınız. Etin yağının ateşe damlamasına izin vermeyiniz. Bu sırada hem yanık, hem de duman riski ile karşı karşıya kalırsınız. Et yemeklerinize sebze ilave ediniz, tabağınızı renklendirirken çeşitli mineral ve vitaminlerin de alımını sağlayınız.” Sözcü

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Türk kahvesi hangi kanser türlerinden koruyor?

Türk kahvesinin keyifli içimine bir de sağlığa olan faydaları eklendi


Toplumumuzda hemen herkesin günde en az bir fincan içtiği Türk kahvesi, kadınlara ve erkeklere çeşitli kanser türlerinde koruma sağlıyor. Diyetisyen Melis Destereci, Türk kahvesinin hangi kanser türlerine karşı koruyucu olduğunu şöyle anlattı.

YAŞLANMAYI GECİKTİRİYOR

Son yapılan araştırmalarda Türk kahvesinin DNA ve kanser hücresi ile ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Tümör hücrelerinin ve kanseroid hücrelerin gelişimini durduran Türk kahvesi, yaşlanmayı geciktiren, kanseri önleyen antioksidanlar bakımından oldukça zengindir. Bu antioksidanlar sayesinde vücutta antikanserojenik etki göstermektedir. DNA'da değişimlere, kansere ve fonksiyon bozukluklarına yol açan serbest radikaller Türk kahvesinin içinde bulunan klorojenik asit, kafeik asit, fitoöstrojenler, polifenoller ve kafein sayesinde vücuttan uzaklaştırılır ve kansere karşı savunucu rol oynarlar.

GÜNDE KAÇ FİNCAN İÇMELİ?

Sözcü'nün haberine göre, Her gün 2-3 fincan Türk kahvesi içildiğinde kanser riskini yüzde 13 oranında azaltır. Kadınlarda özellikle meme ve rahim, erkeklerde ise prostat kanserine karşı savaş açmaktadır. Günde 3 bardak Türk kahvesi tüketen bireylerde günde 1 bardak içenlere göre, ağız, yutak ve özofagus kanserlerine yakalanma oranı yüzde 30 daha düşüktür. Son yıllarda karaciğer kanseri, dünya çapında kanser ölümlerinde yüksek oranla en önemli kanserlerin başında gelmektedir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar bu hastalığın önemli ölçüde azaltılabileceğini göstermektedir. Türk kahvesi içenler daha az risk altındadır. Günde sadece 1 fincan Türk kahvesi ile karaciğer kanserine yakalanma oranını düşürebilirsiniz. Düzenli olarak tüketimi kolon kanseri riskini yüzde 25 oranında azaltmaktadır. Ayrıca günde 3 fincan Türk kahvesi içen kadınların hiç içmeyenlere göre bir başka kanser türü olan cilt kanserine yakalanma riski daha düşüktür. Sonuç olarak Türk kahvesinin yararını görebilmek istiyorsak günde 2-3 fincanı aşmadan, aşırıya kaçıldığında idrar söktürücü özelliği sayesinde vücudu susuz bırakabileceğini göz önünde bulundurarak, kanser hücrelerinin basit şeker dediğimiz sofra şekerinden beslendiğini unutmadan, en sağlıklı haliyle yani sade olarak tüketmeliyiz.

5 Ağustos 2016 Cuma

Ayran aşı çorbasının 8 faydası

Yaz aylarında seve seve içtiğimiz soğuk ayran aşı çorbası, hem serinletiyor hem zayıflatıyor. İşte diğer faydaları...


Kilo vermeden sindirimi kolaylaştırmasına kadar pek çok faydası olan bunaltıcı havalarda sağlıklı bir serinlik veren ayran aşı çorbası, zengin besin içeriğine sahip. Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal, ayran aşı çorbasının muhteşem faydalarını anlattı.

Öçal günde iki kase tüketilebileceğini belirterek “Ayran aşı çorbası sıcak yaz günlerinde hem serinlemek hem de doygunluk sağlamak adına harika bir çorba alternatifi. Ayran aşı çorbası içinde bulundurduğu yoğurt, nohut ve buğdayla yüksek protein, lif ve kalsiyum ile besleyici değeri yüksek, hem diyet yapanların hem sağlıklı beslenenlerin hem de gelişme çağında olan çocukların faydalanabileceği bir besin” dedi.

Kemik ve diş sağlığını destekliyor

Yoğurt sayesinde içerdiği kalsiyumla kemik ve diş sağlığını destekliyor. Ayrıca ileriki yaşlarda kemik yoğunluğunun azalmasının önüne geçiyor. Eğer besinlerden yeterli kalsiyum alınmazsa, kemiklerdeki kalsiyum azalıyor ve vücut gerekli kalsiyumu kemiklerden sağlıyor. Bu da ileriki yaşlarda kemik erimelerine yol açıyor. Ayran aşı çorbası ise adı üzerinde içerdiği yoğurt sayesinde kemik gelişimine destek oluyor.

Kilo vermeye yardımcı oluyor

İçerdiği kalsiyum ile yağ yakımına destek olarak, kilo kaybına yardımcı oluyor. Yapılan çalışmalar yetersiz kalsiyum alanlarda özellikle karın bölgesi yağlanmasının arttığını gösteriyor. Kalsiyum enerji dengesinde görev alan en önemli minerallerden biri. Diyette alınan yağların emilimini azaltarak, bağırsaklardan atılımını kolaylaştırıyor. Yapılan çalışmalar günde 1500 mg kalsiyum tüketenlerin 3 yıl sonunda yağ depolarında yüzde 5-6 azalma olduğunu ortaya koyuyor. Ancak her şeyde olduğu gibi ayran aşı çorbasının da aşırısı zararlı.


Kanserden korunmaya fayda sağlıyor

Ayran aşı çorbasında kullanılan tahıllar protein içeriyor. Bitkisel proteinler, en az hayvansal proteinler kadar değerli ve özellikle vejetaryenlerin protein ihtiyaçlarını karşılamak için mutlaka günlük beslenmede yer verilmesi gerekiyor. Bitkisel protein kaynakları içerdiği fitokimyasallar, antioksidanlar ve lifler sayesinde, kötü kolesterolün düşürülmesine destek olurken, kanserden koruyucu rol de oynuyor. Ayran aşı çorbasındaki buğday ve nohut dışında, diğer kurubaklagil ve tahıllar da bitkisel protein içeriyor.

B vitamini sayesinde hafızayı güçlendiriyor

İçerdiği tahıllar B grubu vitaminlerinden zengin. Özellikle enerji metabolizmasında rol oynayan B1 vitamininin en önemli kaynağı. B1 vitamini, vücuda alınan karbonhidratın yakılarak enerjiye dönüşmesini sağlıyor. Ayrıca kas ve dolaşım sistemi için de oldukça önemli. Yetersizliği durumunda dikkatsizlik, halsizlik ve hafıza zayıflığı görülebiliyor.

Kötü kolesterolü düşürüyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal “Ayran aşı çorbası yüksek lif içeriği sayesinde bağırsaklardan yağ emilimini azaltarak kolesterolün düşürülmesinde faydalıdır. Çözünebilir lifler vücut tarafından sindirilemediği için ince bağırsağa gelerek jel halini alırlar. Burada oluşan jel yapı kolesterolü içine alarak, kolesterol ve ince bağırsak dokularının temasını önler. Böylelikle kolesterol ince bağırsaktan geri emilemeden lifle beraber vücuttan atılır” diyor.

Hazımsızlık ve kabızlığı önlüyor

Kabızlık şikayeti olanlarda, bağırsak hareketlerinin hızlanmasına yardımcı olarak kolay dışkılamaya destek oluyor. Yoğurttan elde edilen ayran aşı çorbası, yoğurdun içerdiği bakteriler sayesinde bağırsak florasının düzenlenmesinde rol alıyor. Bağırsak florasının düzenlenmesi hazımsızlık, kabızlık gibi bir çok bağırsak rahatsızlığının giderilmesini sağlıyor.

Bağışıklığı güçlendiriyor

İçeriğindeki yoğurdun probiyotik etkisiyle beraber bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve vücudun hastalık ve enfeksiyonlara olan direncini artırıyor. Kötü beslenme, stres, sık antibiyotik kullanımı, toksik öğelere maruz kalma gibi birçok etken bağırsaklardaki dost bakterileri etkileyerek sayıca azalmalarına neden oluyor. Bağışıklık sistemimizin yüzde 70'i bağırsaklar tarafından yönetiliyor. Bu yüzden sağlıklı bir bağırsak florası hem bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor hem de bizi hastalıklara karşı koruyor. Ayran aşı yapımında kullanılan yoğurt ise en büyük probiyotik kaynaklarından biri.

Çocuklarda büyümeye katkı sağlıyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal “Ayran aşı vitamin, mineral, lif ve proteinden zengin olduğu için besin değeri oldukça yüksek bir gıdadır ve özellikle çocuklarda büyüme ve gelişmeye destek olmaktadır. İçerisindeki yoğurt, nohut, buğday gibi besinlerle çocukların bağışıklık sistemini, kemik – diş sağlığını, bağırsak sağlığını destekler ve sağlıklı gelişimlerinde destek olur” diyor.

Vişnenin 10 muhteşem faydası

Alzheimer'dan kolon ve prostat kanserine kadar pek çok hastalığa karşı koruyan vişne bel yağlarını da eritiyor.


Diyetisyen Melis Destereci, diğer meyvelere oranla daha düşük glisemik indekse sahip olan vişnenin vücuda birçok faydası olduğunu belirtti.

DİYABETLİLER İÇİN İYİ BİR ARA ÖĞÜN

Dermatec Polikliniği Diyetisyen Melis Destereci, “Görünümü ile kiraza benzeyen vişne meyvesi tadının daha ekşi olması ve kiraza göre daha düşük kaloriye sahip olması ile bilinmektedir. Vişne iyi bir antioksidan kaynağı olmakla birlikte vücuda bir çok faydası bulunmaktadır” dedi.

Diyabet hastalarının vişneyi tercih edebileceğini belirten Destereci, “Vişne düşük glisemik indekse sahip olması sebebi ile kan şekerinde ani yükselişe sebep olmaz, bu yüzden diyabetikler için iyi bir ara öğün alternatifidir” ifadelerini kullandı.


VİŞNENİN FAYDALARI

Melis Destereci,
“Vişne iyi bir melatonin kaynağıdır uyku problemi yaşayan kişilerde melatonin hormonun düzenlenmesine yardımcı olur. Bu sayede vücudun biyolojik saati dengelenmiş olur.

Bel çevresi yağlanması için tüketilmesi uygundur.

Kalp-damar hastalıklarına hastalıklara karşı koruyucudur ve kan basıncını dengeleyerek kalp krizi riskini azaltır.

Kırmızı ve mor renklerde bulunan antioksidan özellik taşıyan ‘antosiyanin' seviyesi ile serbest radikallere karşı savaşarak vücudu toksinlerden arındırır, cildin daha parlak ve genç görünmesine yardımcı olur.

Beyin hücre duvarında antioksidan koruması sağlayarak hafızayı korur. Özellikle Alzheimer hastalığına iyi gelen bir besindir.

İltihap ve ödem azaltıcı etkiye sahip olduğu için eklem kireçlenmelerinin önüne geçer.

Üre ve ürik asit seviyesini azalttığı için gut hastalığına karşı koruyucudur.

LDL dediğimiz kötü kolesterolü düşürücü etkisi vardır.

İyi bir A, C ve E vitamini kaynağı olmakla beraber içinde potasyum, fosfor, kalsiyum, sodyum minerallerini de bulundurmaktadır.

Tümör hücrelerini baskılayarak özellikle kolon ve prostat kanserine karşı koruma sağlar” dedi


VİŞNELİ SORBE TARİFİ

Melis Destereci, son alarak sözlerini yaz mevsiminde hafif tüketebilinecek ve ferahlık sağlayan vişneli sorbe tarifi ile sonlandırdı.

Vişneli sorbe tarifi için malzemeler

-2 tatlı kaşığı toz tatlandırıcı

-1 su bardağı su

-1 adet limonun suyu

-3 su bardağı vişne

HAZIRLANIŞI

Öncelikle tencereye 1 su bardağı su ve tatlandırıcımızı koyup şerbet kıvamına gelinceye kadar kaynatalım ve soğuması için bir kenara bırakalım. Vişnelerini çekirdeğinden ayırıp rondoya koyalım ve püre haline gelene kadar rondomuzu çalıştıralım. Soğuyan serbetimize limon suyunu da ekleyerek püre haline gelmiş vişnelerimizin üzerine ilave edelim. İçinde kalan püreleri süzgeç yardımıyla alıp, karışımın pembe köpüğünü de kaşık yardımıyla alıp attıktan sonra karışımımızı kalıba döküp dolaba koyalım, 2 saat sonra karıştırıp tekrar dolaba koyalım ve donduktan sonra ister kesme şeklinde isterseniz dondurma kaşığı yardımıyla servise hazır” şeklinde konuştu. Sözcü

2 Ağustos 2016 Salı

Mangalda pişen et kanser yapıyor

Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Ata: Eti mangalda pişirerek yemenin, kanser riskini artırdığı kesinleşti 

Mangal keyfi yapayım derken sağlığınızdan olmayın. Mangalda ve sacda pişen etlerin kanser riskini artırdığını belirten  Doç. Dr. Alper Ata, önemli uyarılarda bulundu.

BU BÖLGELERDE ÇOK YAYGIN

Son yapılan çalışmaların, mangalda et pişirirken oluşan aromatik karbonlar ve azot gazlarının et üzerinde birikmesinin özellikle sindirim sistemi kanserlerine yol açtığını vurgulayan Medical Park Tarsus Hastanesi'nde görevli Doç. Dr. Alper Ata, “Mangalda et pişirmenin kanserojen etkileri ispatlandı. Mangal kültürünün yaygın olduğu, Adana, Mersin, Osmaniye, Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve Diyarbakır gibi Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde sindirim sistemi kanserleri görülme sıklığı, mangalın çok nadiren tercih edildiği Karadeniz ve Ege'nin iki katı” dedi.

SACDA PİŞİRMEK DE ZARARLI!

Mangalda pişen etin suyu ve yağının kömüre damlamasıyla oluşan dumanların yeniden etin üzerine yapışmasının kanserojen etkiye yol açtığını vurgulayan Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Ata, aynı nedenle, sacda pişirilen ette de kanser riskinin arttığını kaydetti. Doç. Dr. Alper Ata, “Etin buharda, haşlanarak ya da fırında pişirilmesini öneriyoruz. Ayrıca, piknikte mangal yakmak yerine, İngilizlerin yaptığı gibi evde hazırlanmış sağlıklı besinler götürülebilir” dedi.

Doç. Dr. Alper Ata, kanserde beslenmenin önemini vurgularken Akdeniz mutfağını önerdi. Doç. Dr. Ata, “Akdeniz mutfağında, taze sebze ve meyveler, lifli gıdalar, az yağlı yemekler öne çıkıyor. Haftada 1 defadan fazla kırmızı et tüketilmiyor. Balık ise haftada 2 öğün yeniyor. Zeytinyağı tercih ediliyor. Bu beslenme şekli, kansere yakalanma riskini önemli oranda düşürüyor” diye konuştu.

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Limonlu suyun 16 faydası

Limonlu su zayıflatmanın yanı sıra, boğaz ağrısından kabızlığa kadar pek çok sağlık sorununa iyi geliyor

Vitamin ve mineraller açısından oldukça zengin bir içecek olan limonlu suyun 16 faydası bu listede:
Boğaz ağrısı: Ilık limonlu su içmek boğaz ağrısı ve farenjitten kurtulmaya yardımcı olur.

Böbrek taşı: Limonlu suyun en temel faydalarından birisi böbrek taşına iyi gelmesi ve onu önlemesi özelliğidir. Normal şekilde böbrek taşları vücuttan çok fazla rahatsızlık vermeden atılır. Ancak bazen idrar akımına engel olur ve yoğun ağrılara sebebiyet verir. Limonlu su içmek vücuda yeniden su kazandırmada ve idrarı sulandırılmış şekilde tutmada yardımcı olur. Bu da böbrek taşı oluşum riskini azaltır.

Kalori alımını azaltır: Limonlu su, şeker oranı yüksek meyve sularına ve içeceklere iyi bir alternatif oluşturur. Özellikle diyabet hastaları ve kilo vermek isteyen kişiler için iyi bir içecektir.

Sağlıklı karaciğer için faydalıdır: Limonlu suyu içmek karaciğerde bulunan sindirim enzimlerini harekete geçirmede yardımcı olur. Ayrıca kanın oksijen durumunu düzenlemede de yardımcı olur.

Sindirime yardımcı olur: Limonlu suyun içerisindeki limon suyu sindirim için gerekli olan hidroklorik asit üretimini destekler. Ayrıca asitlik derecesini ve gut hastalığı riskini azaltır. Sindirim sorunlarından şikâyetçi olan kişilerin düzenli olarak limonlu su tüketmesi tavsiye edilmektedir.

Ayrıca ishal ve benzeri sorunları önler. Kadınlar da adet sancılarından kurtulmak için limonlu su tüketebilir.

Kabızlığa iyi gelir: Limonlu su kazbızlık tedavsinde faydalıdır. Bu yüzden her sabah ılık limonlu su içilerek günün geri kalan kısmında kabızlıktan kurtulabilirsiniz.

Bağışıklık sistemini güçlendirir: Limonlu su, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlamada yardımcı olan C vitamini ve bitkisel gıda kaynağıdır. Ayrıca içerisindeki önemli vitamin ve mineraller sayesinde vücuttaki enerji seviyesini artırmada yardımcı olur.

Kanser önleyici özellikler: Limonlu su içmek kanseri önlemede faydalıdır. Araştırmalar limonun tümör önleyici özellikleri ile kanser riskini azaltmada yardımcı olduğunu göstermektedir.

Kilo vermede yardımcı olur: Her sabah balla birlikte ılık limonlu su içmek daha kolay bir biçimce ekstra kilo vermeye yardımcı olur.

Romatizma: Yemeklerden önce ve yatma zamanında limonlu su içmek romatizmadan kurtulmaya yardımcı olur.

Aft: Ağzı ılık limonlu su ile çalkalamak ağrılı aftlardan ve ağız ülserinden kurtulmaya yardımcı olur.
Diş eti rahatsızlıkları: Limonlu su içmek, şişmiş diş etleriyle ilgili ağrılardan kurtulmaya yardımcı olur.

Stresi azaltır ve tansiyonu düşürür: Limonlu suyun diğer önemli bir faydası ise stresten, depresyondan ve endişeden kurtulmayı sağlayarak tansiyonu düşürmesidir. Limonlu su içmek ayrıca bir rahatlama hissi getirir.

pH Seviyesini Dengeler: Bir bardak limonlu su içmek tüm vücudu alkalileştirir ve vücudun pH seviyesini dengeler. Asitli vücut ile bağlantılı birçok hastalık ve durumlar vardır. Uygun sağlık için vücudun alkali durumunu muhafaza etmesi çok önemlidir. Limonlu su vücudun alkali seviyesini normal seviyede tutar.

Vücudu zehirden arındırır: Limonlu su kandaki toksinleri azaltarak tüm vücudu temizlenmesinde yardımcı olur. Limonun içerisindeki besin öğeleri idrar çıkarmada artışı hızlandıran doğal idrar söktürücü görevi görerek toksinlerin yanı sıra gereksiz maddeleri dışarı atılmasına destek olur.

Cilt bakımı: Günlük olarak limonlu su tüketimi derinin canlanmasına yardımcı olur. Limon antioksidanlarla yüklüdür ve yaşlanmayı önleyen özellikleri ile iyi bilinirler. (sözcü.com.tr)

22 Temmuz 2016 Cuma

Kanserle savaşan 7 besin

Yüzyılımızın en büyük düşmanı kanser, yanlış ve yetersiz beslenme ile gardımızı düşürüyor.



Yanlış beslenme alışkanlıklarının hücrelerin bozulmasına ve bu hücrelerin de kanser hücresine dönüşme ihtimalinin olabildiğini söyleyen Diyetisyen Ayşe Tuğba Şengel, kanserle savaşmada doğru beslenmenin bir kez daha altını çizdi.

Sağlıklı beslenerek, yanlış beslenme alışkanlıklarımızdan vazgeçerek kanser gibi hastalıklardan korunmanın mümkün olabileceğini söyleyen Şengel, birçok araştırmanın çok sık tüketilen bazı besinlerin kanser öncesi hücreleri harekete geçirdiği üzerine kanıtların olduğunu belirtiyor.

KANSERE KALKAN 7 BESİN

Diyetisyen Ayşe Tuğba Şengel kansere karşı kalkan olan besinleri şöyle anlatıyor: ‘'Her bireyin vücudunda kanser öncesi hücreler var, bu hücreler vücuda fazla toksin alımı, stres, yanlış beslenme ve çevresel etmenlerle birlikte zararlı hücrelere dönüşebilir. Antioksidan içeriği yüksek besinler tüketerek toksinleri vücuttan atmak ve bağışıklık sistemimizi güçlendirmek mümkün.

Yüksek antioksidan içeriğine sahip besinler kansere karşı koruyucudur. A vitamini, C vitamini, E vitamini, Selenyum kanserle savaşabilen vitamin ve minerallerdir. Özelikle bu besin maddelerini içeren karnabahar, havuç, brokoli, sarımsak, soğan, turp, yeşil biber, kırmızı biber, kırmızı lahana, portakal, nar, kivi, kırmızı üzüm, çilek, zeytinyağı, zencefil kansere karşı kalkan olan besinlerdir.

Soğan ve sarımsak

İçerdiği sülfür bileşikler sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir. Bağışıklık sisteminin güçlenmesiyle tümör hücresi oluşumunu engelleyen ezimlerin aktifliğini azaltarak kansere dönüşebilecek hücreleri azaltır. Soğan bol miktarda quercetin içerir.

Brokoli

Kansere karşı koruyucu antioksidan vitaminler içeren bir sebzedir. Göğüs, kolon, ve mide kanserini önler. Betakaroten ve C vitamini ihtiva eder.

Havuç

Yüksek oranda A vitamin ve betakaroten içerir. Bu besin maddeleri kanser oluşumuna sebep olan toksinleri vücuttan atar.

Zeytinyağı

Zeytin yağı antioksinda yapıda olan E vitamini içerdiği için kansere karşı koruyucudur. Ayrıca yararlı yağları açısından kalp hastalıklarına karşı koruyucudur.

Domates

C vitamini, fitokimyasallar ve likopen içeriği yüksektir. Bu besin maddeleri toksinleri temizler ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Prostat, mesane, deri kanserini azalttığı yönünde araştırmalar var.

Greyfurt

C vitamininden zengin bir meyve. C vitamini vücuda zarar veren serbest radikallerle savaşan çok güçlü bir antioksidan olma özelliğine sahip. Kış aylarında günde 1 adet greyfurt tüketmek kişinin C vitamini ihtiyacının yüzde 70'ini karşılar.''

21 Temmuz 2016 Perşembe

Mantar kanserle savaşıyor

Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, mantarın kanserle savaştığını ve bağışıklığı kuvvetlendirdiği belirtti.


Mantar çok faydalı olan bir besin ancak tüketirken dikkatli olmak gerekiyor. Konu ile ilgili bilgiler veren Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, mantarın kalp sağlığından formu korumaya kadar pek çok alanda faydalı olduğunu belirtti.

Mantarın dünyanın birçok ülkesinde üreyebilen latince fungi olarak adlandırılan besin gruplarından sebze grubuna dahil edilen oldukça faydalı bir besin olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, “Özellikle son dönemlerde sofralarda sıklıkla karşımıza çıkan mantar hakkında vücuda sağladığı yararlar hakkında bilinmesi gerekenleri sıralamak gerekirse; D vitamini içeriği olan çok az doğal besinden bir tanesidir. Son yıllarda kanser ve obezite gibi birçok önemli hastalık tabloları ile ilişkilendirilen D Vitamini doğal olarak çok az besinde yer almaktadır. 300g mantar günlük D vitaminin %20 sini karşılamaktadır” dedi.

DİYET YAPANLAR YİYEBİLİR

Kalorisinin çok düşük olan, farklı yemeklerde de kullanılabilen mantar formuna dikkat etmesi gerekenler için ideal besin olduğunun altını çizen Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, “100g da yaklaşık 15-20 kalori olan mantarın %85-90 ı sudur. 0 kolesterol içeren mantarda karbonhidrat ve protein içeriği daha yüksektir. Doymuş yağ yoktur. Mantar çorba, sebze yemeği, börek, omlet, garnitür ve salatalarda sıklıkla kullanılabilir. Mümkün olduğunca kısa süreli pişirmek hafif sert bırakmak ve suyunu kaybetmemesini sağlayarak pişirmek en doğru pişirme yöntemidir. Alışveriş listelerinde sıklıkla yer almalıdır.” dedi.

Mantarın sebzeler arasında besin değeri ve kalitesi oldukça yüksek değere sahip olduğunu anlatan Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, daha sonra şunları kaydetti; “Sadece hayvansal gıdalarda bulunan B12 vitamini dışında mantar türlerinde de B12 vardır ve biyoyararlılığı ( vücut için kullanılabilirlik ) daha yüksektir.

Özellikle reishi, shitake ve maitake gibi bazı mantar türevleri biyoyararlılığı yüksek mantar türevleri olarak bazı çalışmalarda izlenmiştir.

Mantarlar kanserden koruyan ve bağışıklığı kuvvetlendiren antioksidan olarak da kabul edilen selenyum mineralince zengin içeriğe sahiptir.

Mantarlar sülfür içeren aminoasit olan ergothionoein içerir ve bu amino asit vücut hücrelerinde antioksidan rol oynamaktadır.

Tiamin, Riboflavin, Niasin, Biotin, Vitamin C, Fosfor, Potasyum ve Bakırdan zengin olup vitamin ve mineral içeriği açısından çok zengindir. Bu fitobesin içeriği mantarı; kalp sağlığını korumada, bazı kanser türlerinde ve kanser tedavisi sırasında bağışıklık sistemini kuvvetlendirmede etkin rol oynamasını sağlamaktadır.

İçeriğinde bulunan CLA ( Konjuge Linoleik Asit ) sayesinde yağ dokusu kaybını artırarak yağ dışı hücrelerin artmasında faydaları vardır. Dolayısı ile formunu korumak ve yağsız kas dokusunu artırmak için fayda sağlayan besinler arasındadır. Meme ve prostat kanserinde içerdiği CLA sayesinde yararlı etki sağladığı görülmüştür.

Biyoaktif içerikleri yüksek olan bazı mantar türevleri medikal ilaç üretiminde tedavi amaçlı, antioksidan, antihipertansif, kolesterol düşürücü, antiviral, antibakteriyel ve antiparazitik etkileri nedeni ike kullanılmaktadır.

Bazı kanser çalışmalarında beyaz mantar türlerinin karaciğer detoksifikasyonuna pozitif etki sağladığı görülmüştür.

MANTAR ZEHİRLENMESİ NEDİR?

Mantar zehirlenmesi, doğal alanlarda yetişen ve yapısında zehirli madde bulunan şapkalı mantarların taze, kurutulmuş veya konserve olarak çiğ veya pişirilerek yenmesi sonucunda gelişen ve ölümle de sonuçlanabilen ciddi bir zehirlenmedir. Mümkün oldukça kültür mantarı ve istiridye mantarı türevleri tercih edilebilir. Kusma, bulantı, ateş gibi durumlar mantar yeme sonrası yaşanıyorsa muhakkak doktora danışılmalıdır. Taze, açık beyaz renkte, soyulmamış, yumuşamamış ve iri mantarlar seçilmelidir. Buzdolabında en fazla 1 hafta muhafaza edilmelidir, derin dondurucuda vitamin ve mineral içeriği yok denecek kadar aza ineceği için genellikle taze tüketilmesi gerekmektedir.

Tüketilmesi sakıncalı durumu özellikle içeriğindeki pürin aminoasidi nedeni ile böbrek hastalarında sakıncalı durumlar yaratmaktadır. Böbrek için sakıncalı olan ürik asit yapımını hızlandırmaktadır. Özellikle böbrek taşı varlığında, gut hastalığı ve birçok böbrek yetmezliklerinde kontrollü tüketilmesi gerekmektedir.

Mantar et grubu yerine sayılabilen bir besin değildir, içerdiği nutrientler oldukça faydalı olsa bile et/tavuk/ balık/yumurta gibi hayvansal protein içeriği düşüktür. Et yerine birebir değişim yapılarak tercih edilmesi farklı yetersizlikleri oluşturmaktadır.”

14 Temmuz 2016 Perşembe

'Ayran kanser riskini düşürüyor'

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yonca Yüceer, hem sağlığı korumak hem de sıcaklarda ferahlamak için asitli içecekler yerine ayran içilmesini önerdi. Yüceer, ayranın kanser riskini düşürmeye yardımcı olduğunu da belirtti. Ayranın en büyük faydası ise, içindeki probiyotikler sayesinde ikinci beynimiz olarak da bilinen bağırsaklara.

Yüceer, ayranın serinletici özelliğinin yanı sıra sağlık açısından da yararlı olduğu için her yaş grubunca tüketilmesi gerektiğini söyledi.

FERMENTE SÜT ÜRÜNÜDÜR VE BESLEYİCİDİR

Ayranın fermente süt ürünleri arasında yer aldığını belirten Yüceer, "Oldukça besleyici bir süt ürünüdür. Ayran, sütte bulunan besin ögelerinin birçoğunu taşıyor. Protein, yağ, vitaminler, mineral maddeler, özellikle kalsiyum bakımından süt ve süt ürünlerinin en önemli gıdalarından biridir." dedi.

'Ayran kanser riskini düşürüyor'

Yüceer, yaz aylarında soda, gazoz benzeri asitli içecekler yerine ayran gibi sağlıklı ürünler tüketilmesini önerdiklerini anlattı.

5 VİTAMİN VE KALSİYUM KAYNAĞI

Kalsiyum kaynağı ayranın, A, B12, D, B2 ve B6 vitaminleri yönünden de zengin olduğunu dile getiren Yüceer, "Vücudun sıvı dengesinin korunması açısından da önemlidir. İçinde yoğurtta olduğu gibi canlı mikroorganizmaların bulunması nedeniyle bağırsak faaliyetlerinin düzenlenmesi bakımından ayran içilmesi sağlık üzerine olumlu katkılar sağlıyor." ifadesini kullandı.

LAKTİK ASİT SİNİRLERİ GEVŞETİYOR VE UYUTUYOR

Yüceer, ayrandaki laktik asidin sinirlerin gevşettiği ve rahatlık hissi sağladığı için bazı kişilerde uyku haline neden olabildiğini aktaran Yüceer, "Ayran, tek başına veya yemeklerle beraber her yaştan insanın tüketebileceği oldukça besleyici ve sağlıklı bir içecektir." diye konuştu.

"KANSER RİSKİNİ DÜŞÜRMEYE YARDIMCI"

Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Beslenme ve Diyet Birimi Sorumlusu Başdiyetisyen Sevinç Yetişen de ayranın her mevsim tüketilebilme özelliğinin yanında yaz aylarında serinlik veren, probiyotik zengini ve sağlığa yararlı bakteriler barındıran bir içecek olduğunu aktardı.

PROBİYOTİK VE KANSER RİSKİNİ DÜŞÜRMEYE YARDIMCI

Ayranın faydalarına değinen Yetişen, şu bilgileri verdi: 

"Sağlığa faydalı bir bakteri olan probiyotik, kanser riskini düşürmeye yardımcıdır. Protein, vitamin, yağ ve mineral bakımından zengin bir içecek olan ayranın sindirimi süte göre daha kolay olduğu için sütü sindirmekte güçlük çekenler için de iyi bir kalsiyum alternatifi olarak önerilebilir. Ayran, vücutta sağlığa zararlı bakterilerin çoğalmasını önlemeye yardım eder. Mide enfeksiyonları ve bağırsak sağlığını düzenlemesi nedeniyle ishalin iyileşmesini sağlar. Ayran, mide asidini nötralize eder ve içermiş olduğu laktik asit sayesinde asidin mide dokusuna zarar vermesini önleyerek, mide ekşimesini gidererek mideyi rahatlatır. Ayranın yapısında bulunan biyoaktif proteinler, kolesterol seviyesini kontrol altında tutmaya yardımcı olur."

KEMİKLERİN BÜYÜMESİNİ DESTEKLİYOR

Yetişen, ayranın, tuz, çeşitli elektrolitler ve su bulunması dolayısıyla vücudun yaz aylarında terlemeyle kaybettiklerinin yerine konulmasını, sıvı akışını dengelemek ve normal kan basıncını sağlamak için gerekli potasyumu sağladığını belirtti.

Kasların kasılmasına yardımcı olan ayranın baş dönmesi ile düşük tansiyonun normal değerlere dönmesine de yararının bulunduğunu dile getiren Yetişen, "Zengin kalsiyum içeriği ile ayran, kemiklerin büyümesini destekler, kemik hastalıkları riskini azaltır, kasların korunmasına yardımcı olur. Vücut için gerekli olan enerji ihtiyacını karşılamaya yardımcıdır. Vücudumuzdaki hücrelerin onarımı ve yaşaması için gerekli olan zengin bir protein kaynağıdır. Protein, özellikle güçlü kemik, kas ve cilt için oldukça faydalıdır." ifadelerini kullandı.

8 Temmuz 2016 Cuma

Maydanoz kelliği önlüyor mu?

Rusya'da yapılan bir araştırma maydanozun faydalarına bir yenisini daha ekledi.


Maydanozun faydaları saymakla bitmiyor… “Kötü nefesi engelleyip, bağışıklığı artırır. Beyin sağlığını ve vizyonu geliştirir.” diyen  Rus bilim insanı Prof. Alexander Kiselev, maydanozun kelliğe de çözüm olduğunu açıkladı.

Yapılan araştırmalar kansere iyi gelen maydanozun kelliğe karşı da mucizevi bir çözüm olduğunu belirtti. Dereotu ile birlikte maydanoz, kanser tedavisi için en etkili maddeleri içeriyor ve kemoterapiden daha iyi sonuçlar sağlıyor.


16 Haziran 2016 Perşembe

Sıcak içecekler kanserojen olabilir

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kanser kurumunun, tüm "çok sıcak" içeceklerin büyük ihtimalle kanserojen olabileceğini duyurması bekleniyor. Kurum geçen yıl da işlenmiş etlerin tamamının kanserojen olduğunu açıklamıştı.


Reuters’ın haberine göre, Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu (IARC) daha önce kahveyi “muhtemelen kanserojen” kategorisine almasına rağmen daha sonra fikrini değiştirdi. Kurum bugün son araştırmalarında “kanserojen etkiye dair kesin delil bulunamadığını” açıklayacak.

Fakat aynı zamanda diğer bilimsel bulguların yaklaşık 65 derece veya üzerinde su, kahve, çay ve diğer içecekler de dahil çok sıcak içkilerin tamamının kanserojen etki yaratabileceği sonucuna vardığı açıklanacak.

GEÇEN YIL ‘İŞLENMİŞ ET’ AÇIKLANMIŞTI

Geçtiğimiz yıl işlenmiş etin kansere yol açabileceğini açıklamasıyla manşetlerde kendisine yer bulan Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı IARC, sonuçlara insan ve hayvanlar üzerinde binden fazla araştırmanın ardından ulaştı. Kahvenin kanserojen olup olmadığına dair yeterli kanıt bulunamadı. Sözcü