Kiloları nedeniyle neredeyse hareket edemeyecek hale gelen kadın doktorları bile umutsuzluğa sürüklemişti. Kadın hayatını kurtarmak için kilo vermeye karar veriyor ancak başaramıyordu.
Denemekten yılmadı... İşte kadının gelişim evresi... (Hürriyet)
obezite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
obezite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Kasım 2017 Perşembe
18 Mayıs 2017 Perşembe
12 Mayıs 2017 Cuma
Uykusuzluk obezite yapıyor
Çağımızın en büyük sağlık problemlerinden biri olan obezite ile mücadelede önemli bir bulgu ortaya çıktı. İngiltere'de yapılan araştırma, normalden az uyumanın insanların hormonlarını etkilediğini ve kişinin kendisini daha aç hissettiğini ortaya çıkardı.
İngiltere'deki londra "kings college" araştırmacıları, "az uyumak iştahı açıyor,, insanda doyma hissini engelliyor" ifadelerini kullandı.
Yapılan araştırma geceleri 7 saatten az uyuyan insanlazın obez ve tip 2 diyabet hastası olma ihtimallerinin arttığını ortaya koydu.
Uzmanlar, az uyumanın iştah hormonlarını etkilediğini ve tokluk hissini engellediğini söylüyor.
Gece uyanık kalan insanların salgıladığı stres hormonlarının, sonraki günkü kan şekerini etkilediği ifade ediliyor. Bu kişilerde kan şekeri normalin altına düşüyor.
Tatlı şeyler yemek isteyen bu insanların kan şekeri aniden yükseliyor. Uykusuz kalan insanların kan şekeri oranlarının diyabet hastalarınınki kadar yükseldiği görülmüş.
Doktorlar az uyuyan bir kişinin, normalden yüzde 20 daha fazla gıda tükettiğini söylüyor. Bu kaloriler vücutta birikerek kilo alınmasına yol açıyor. Hormon dengesinin düzelmesi içinse birkaç gece iyi uyumak gerekiyor.
Uykunun çocukların gelişimi için önemine vurgu yapan doktorlar, doktorlar teknoloji ve internet sebebiyle giderek daha az uyuyan insanlığın obezleştiğini söylüyor. ntvmsnc
İngiltere'deki londra "kings college" araştırmacıları, "az uyumak iştahı açıyor,, insanda doyma hissini engelliyor" ifadelerini kullandı.
Yapılan araştırma geceleri 7 saatten az uyuyan insanlazın obez ve tip 2 diyabet hastası olma ihtimallerinin arttığını ortaya koydu.
Uzmanlar, az uyumanın iştah hormonlarını etkilediğini ve tokluk hissini engellediğini söylüyor.
Gece uyanık kalan insanların salgıladığı stres hormonlarının, sonraki günkü kan şekerini etkilediği ifade ediliyor. Bu kişilerde kan şekeri normalin altına düşüyor.
Tatlı şeyler yemek isteyen bu insanların kan şekeri aniden yükseliyor. Uykusuz kalan insanların kan şekeri oranlarının diyabet hastalarınınki kadar yükseldiği görülmüş.
Doktorlar az uyuyan bir kişinin, normalden yüzde 20 daha fazla gıda tükettiğini söylüyor. Bu kaloriler vücutta birikerek kilo alınmasına yol açıyor. Hormon dengesinin düzelmesi içinse birkaç gece iyi uyumak gerekiyor.
Uykunun çocukların gelişimi için önemine vurgu yapan doktorlar, doktorlar teknoloji ve internet sebebiyle giderek daha az uyuyan insanlığın obezleştiğini söylüyor. ntvmsnc
4 Nisan 2017 Salı
Obezitenin tetiklediği 8 kanser türü
1-7 Nisan Kanser Haftası'nda önemli bilgiler veren Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin, obezite ve sigara kullanımının yol açtığı kanser türlerini sıraladı.
Herkesin bütün ayrıntıları merakla takip ettiği kanser, genel olarak sessizce ilerliyor. Çevresel, genetik ve yaşam biçimindeki olumsuz koşullar çağımızın hastalığı kanser için risk faktörlerini oluşturuyor. Dünyada yapılan bilimsel diyet ve kanser arasında kuvvetli bir ilişki olduğu gösteriyor. Beslenme ve yaşam biçiminde yapılacak değişiklikler ile risk faktörlerini engelleyerek kanserden korunmak mümkün. Liv Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin kanser oluşumuna neden olan risk faktörleri ve alınması gereken önlemleri anlattı.
Kalın bağırsak kanseri: Liften fakir, yağdan ve proteinden zengin beslenme, obezite kalın bağırsak kanseri oluşmasına zemin hazırlar. Hareketsiz bir yaşamı olan, özellikle masa başında çalışanlarda bu risk daha da artar. Diyetteki lifi yani sebze, meyve ve kuru baklagil tüketimini arttırıp hayatımıza fiziki aktivite de kattığımızda kalın bağırsak kanseri oluşum riskini yüzde 40'lara varan oranda azaltabiliriz. Kalın bağırsak kanseri tespiti için 50 yaş ve üstü herkesin kolonoskopik taramadan geçmesi gerekir. Sorun olmasa bile 3-5 yılda bir tekrarlanması faydalıdır. Ailesinde erken yaşta kalın bağırsak kanserine yakalanmış kişiler varsa, kontrollere daha erken başlanmalıdır.
Mide kanseri: Tütsülenmiş et ve balık, işlenmiş et, çok konserve kullanımı, fazla tuzlu gıda tüketimi mide kanserine yol açar. Bu tarz beslenmenin yaygın olduğu Japonya dünyada mide kanserinin en çok görüldüğü yerdir. Beslenmede tariflenen alışkanlıklar bırakılıp bol taze sebze ve meyve içeren diyete geçilirse bu risk azalır.
Akciğer kanseri: En önemli risk faktörü sigara kullanımıdır. İçilen miktar arttıkça risk de artar. Akciğer kanserini erken yakalamak için taramanın ne kadar etkili olduğunu araştıran çalışmaların kısmen sonuçları çıkmıştır. Yoğun sigara kullananlarda düşük dozda radyasyon ile akciğer tomografisi yaparak tarama hastalığın erken evrede yakalanmasını sağlar ve şifa oranını arttırır.
Karaciğer kanseri: Hepatit B, C taşıyıcısı olmak ve yoğun alkol kullanımı bu kanserin en sık nedenleridir. Alkolü düzenli almaktan vazgeçmek, hepatit B ve C taşıyıcılarının da sık aralıklarla sağlık kontrolüne gitmeleri faydalıdır.
Meme kanseri: Erken adet görme, geç menopoz, geç veya hiç çocuk doğurmama, emzirmeme meme kanseri riskini arttırır. Batılı toplumlarda kadınlar daha çok çalışma hayatına girip bu şekilde yaşadıkları için meme kanseri dünyanın batısında ve ABD'de sık, doğuda belirgin daha azdır. Yüzde 5-10 vaka da ailevidir. Son yıllarda obezitenin meme kanserine yakalanma riskini arttırdığı da açıklanmıştır. İdeal vücut ağırlığına inmek ve bunu korumak, spor yapmak, kalorisi ve yağ oranı düşük ama sebze ve meyveden zengin beslenmek, sigara-tütün kullanmamak, alkol alımını kısıtlamak önemlidir.
Pankreas kanseri: Sebebi tam olarak bilinmemektedir. Sigara içenlerde daha sıktır. Alkol kullanımı, şeker hastalığı, kronik pankreatit ve yağlı diyetin bu kansere zemin hazırladığı düşünülür. Sigara, alkol kullanmadan sağlıklı diyetle beslenme önerilir.
Baş-boyun kanserleri: Sigara ve alkol kullanımı en önemli risk faktörleridir. Öyle ki gırtlak kanseri hastalarının yüzde 90'nı sigara kullanıcısıdır. Stresli işlerde çalışıp sigara ve alkolü çok tüketenlerde bu hastalık sıktır. Korunmanın yolu bu alışkanlıklardan uzaklaşmaktır.
Cilt kanseri: Cilt kanserinin esas nedeni genellikle güneşten gelen ultraviyole ışınlarıdır. Mor ötesi ışın veren elektrik lambaları ve bronzlaştırıcı suni ışık kaynakları da cilt kanserlerine neden olabilir. Ultraviyole ışınlarına karşı dünyayı koruyan ozon tabakasının incelmesinin de cilt kanserlerinde ciddi bir artışa neden olduğu bilinen bir gerçektir. En çok risk altında olanlar açık tenliler, çilliler, çok sayıda beni olanlar, ailesinde cilt kanseri olanlar, açık havada çalışan ve çok vakit geçirenlerdir. Güneşin keskin olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkünse güneşe çıkmamak, yüksek koruma faktörlü kremler, geniş kenarlı şapkalar ve uygun giysilerle kendimizi korumak, cildimizdeki benleri kontrol ederek büyüme, şekil ve renk değiştirme durumunda gecikmeden doktora başvurmak gereklidir. Sözcü
Herkesin bütün ayrıntıları merakla takip ettiği kanser, genel olarak sessizce ilerliyor. Çevresel, genetik ve yaşam biçimindeki olumsuz koşullar çağımızın hastalığı kanser için risk faktörlerini oluşturuyor. Dünyada yapılan bilimsel diyet ve kanser arasında kuvvetli bir ilişki olduğu gösteriyor. Beslenme ve yaşam biçiminde yapılacak değişiklikler ile risk faktörlerini engelleyerek kanserden korunmak mümkün. Liv Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin kanser oluşumuna neden olan risk faktörleri ve alınması gereken önlemleri anlattı.
Kalın bağırsak kanseri: Liften fakir, yağdan ve proteinden zengin beslenme, obezite kalın bağırsak kanseri oluşmasına zemin hazırlar. Hareketsiz bir yaşamı olan, özellikle masa başında çalışanlarda bu risk daha da artar. Diyetteki lifi yani sebze, meyve ve kuru baklagil tüketimini arttırıp hayatımıza fiziki aktivite de kattığımızda kalın bağırsak kanseri oluşum riskini yüzde 40'lara varan oranda azaltabiliriz. Kalın bağırsak kanseri tespiti için 50 yaş ve üstü herkesin kolonoskopik taramadan geçmesi gerekir. Sorun olmasa bile 3-5 yılda bir tekrarlanması faydalıdır. Ailesinde erken yaşta kalın bağırsak kanserine yakalanmış kişiler varsa, kontrollere daha erken başlanmalıdır.
Mide kanseri: Tütsülenmiş et ve balık, işlenmiş et, çok konserve kullanımı, fazla tuzlu gıda tüketimi mide kanserine yol açar. Bu tarz beslenmenin yaygın olduğu Japonya dünyada mide kanserinin en çok görüldüğü yerdir. Beslenmede tariflenen alışkanlıklar bırakılıp bol taze sebze ve meyve içeren diyete geçilirse bu risk azalır.
Akciğer kanseri: En önemli risk faktörü sigara kullanımıdır. İçilen miktar arttıkça risk de artar. Akciğer kanserini erken yakalamak için taramanın ne kadar etkili olduğunu araştıran çalışmaların kısmen sonuçları çıkmıştır. Yoğun sigara kullananlarda düşük dozda radyasyon ile akciğer tomografisi yaparak tarama hastalığın erken evrede yakalanmasını sağlar ve şifa oranını arttırır.
Karaciğer kanseri: Hepatit B, C taşıyıcısı olmak ve yoğun alkol kullanımı bu kanserin en sık nedenleridir. Alkolü düzenli almaktan vazgeçmek, hepatit B ve C taşıyıcılarının da sık aralıklarla sağlık kontrolüne gitmeleri faydalıdır.
Meme kanseri: Erken adet görme, geç menopoz, geç veya hiç çocuk doğurmama, emzirmeme meme kanseri riskini arttırır. Batılı toplumlarda kadınlar daha çok çalışma hayatına girip bu şekilde yaşadıkları için meme kanseri dünyanın batısında ve ABD'de sık, doğuda belirgin daha azdır. Yüzde 5-10 vaka da ailevidir. Son yıllarda obezitenin meme kanserine yakalanma riskini arttırdığı da açıklanmıştır. İdeal vücut ağırlığına inmek ve bunu korumak, spor yapmak, kalorisi ve yağ oranı düşük ama sebze ve meyveden zengin beslenmek, sigara-tütün kullanmamak, alkol alımını kısıtlamak önemlidir.
Pankreas kanseri: Sebebi tam olarak bilinmemektedir. Sigara içenlerde daha sıktır. Alkol kullanımı, şeker hastalığı, kronik pankreatit ve yağlı diyetin bu kansere zemin hazırladığı düşünülür. Sigara, alkol kullanmadan sağlıklı diyetle beslenme önerilir.
Baş-boyun kanserleri: Sigara ve alkol kullanımı en önemli risk faktörleridir. Öyle ki gırtlak kanseri hastalarının yüzde 90'nı sigara kullanıcısıdır. Stresli işlerde çalışıp sigara ve alkolü çok tüketenlerde bu hastalık sıktır. Korunmanın yolu bu alışkanlıklardan uzaklaşmaktır.
Cilt kanseri: Cilt kanserinin esas nedeni genellikle güneşten gelen ultraviyole ışınlarıdır. Mor ötesi ışın veren elektrik lambaları ve bronzlaştırıcı suni ışık kaynakları da cilt kanserlerine neden olabilir. Ultraviyole ışınlarına karşı dünyayı koruyan ozon tabakasının incelmesinin de cilt kanserlerinde ciddi bir artışa neden olduğu bilinen bir gerçektir. En çok risk altında olanlar açık tenliler, çilliler, çok sayıda beni olanlar, ailesinde cilt kanseri olanlar, açık havada çalışan ve çok vakit geçirenlerdir. Güneşin keskin olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkünse güneşe çıkmamak, yüksek koruma faktörlü kremler, geniş kenarlı şapkalar ve uygun giysilerle kendimizi korumak, cildimizdeki benleri kontrol ederek büyüme, şekil ve renk değiştirme durumunda gecikmeden doktora başvurmak gereklidir. Sözcü
15 Mart 2017 Çarşamba
Dünyanın en şişman kadını 100 kilo verdi
Dünyanın en şişman kadını olarak bilinen Mısırlı İmen Ahmed Abdulati, mide küçültme ameliyatı oldu. Abdulati'nin geçirdiği operasyonun ardından 100 kilo zayıfladığı öğrenildi.
BBC'de yer alan habere göre, Mumbai'deki Saifee Hastanesi'nden yapılan açıklamada 36 yaşındaki Abdulati'nin geçirdiği operasyonun ardından 100 kilo verdiği belirtildi.
Sonraki aylarda Abdulati'nin daha fazla kilo vermesini beklediklerini kaydeden hastane yetkilileri, "Mümkün olduğu kadar kısa süre içerisinde Abdulati'nin Mısır'a dönebilecek kadar zayıflaması için çalışıyoruz." ifadesini kullandı.
Abdulati'nin ailesi 5 kilo doğan kadına parazit enfeksiyonu nedeniyle vücuttaki bazı bölgelerin şişmesi olarak nitelendirilen fil hastalığı teşhisi konulduğunu belirtmişti.
Aile, Abdulati'nin 11 yaşına geldiğinde ayağa kalkamadığı için kilo aldığını, daha sonra felç geçirerek yatağa mahkum olduğunu ve o zamandan beri evden çıkamadığını anlatmıştı.
Abdulati'ni ameliyatı, daha önce Hint bakanlar Nitin Gadraki ve Venkaiah Naidu'yu da operasyona alan Dr. Lakdawala tarafından geçen ay gerçekleştirilmişti. Ameliyat ve tedavi süreci için Abdulati'nin 2-3 üç ay Mumbai'de kalması gerektiğine değinen Dr. Muffazal Lakdawala, genç kadının 100 kilogramın altına düşmesinin 2-3 yıl sürebileceğini ifade etmişti. (cnntürk)
BBC'de yer alan habere göre, Mumbai'deki Saifee Hastanesi'nden yapılan açıklamada 36 yaşındaki Abdulati'nin geçirdiği operasyonun ardından 100 kilo verdiği belirtildi.
Sonraki aylarda Abdulati'nin daha fazla kilo vermesini beklediklerini kaydeden hastane yetkilileri, "Mümkün olduğu kadar kısa süre içerisinde Abdulati'nin Mısır'a dönebilecek kadar zayıflaması için çalışıyoruz." ifadesini kullandı.
Abdulati'nin ailesi 5 kilo doğan kadına parazit enfeksiyonu nedeniyle vücuttaki bazı bölgelerin şişmesi olarak nitelendirilen fil hastalığı teşhisi konulduğunu belirtmişti.
Aile, Abdulati'nin 11 yaşına geldiğinde ayağa kalkamadığı için kilo aldığını, daha sonra felç geçirerek yatağa mahkum olduğunu ve o zamandan beri evden çıkamadığını anlatmıştı.
Abdulati'ni ameliyatı, daha önce Hint bakanlar Nitin Gadraki ve Venkaiah Naidu'yu da operasyona alan Dr. Lakdawala tarafından geçen ay gerçekleştirilmişti. Ameliyat ve tedavi süreci için Abdulati'nin 2-3 üç ay Mumbai'de kalması gerektiğine değinen Dr. Muffazal Lakdawala, genç kadının 100 kilogramın altına düşmesinin 2-3 yıl sürebileceğini ifade etmişti. (cnntürk)
13 Ocak 2017 Cuma
Genç kadın obezdi, manken oldu
Danimarka’da 21 yaşındaki üniversite öğrencisi genç kızın inanılmaz zayıflama hikayesi… Obez genç kız 'rollercoaster'a binmek isteyip de kovulmaktan beter edilince bir anda zayıflamaya karar verdi. Çay kaşığı ile yemek yiyerek yaklaşık 60 kilo veren ve şimdi mankenlik yapan Mathilde Broberg’i görenler tanıyamıyor.
Her şey arkadaşlarıyla birlikte eğlenmek için rollercoaster eğlence aracına görevlilerce alınmayınca başladı. Görevlilerin "burası için fazla şimansın" dediği Mathilde Broberg o an hayatının kararını verdi. Büyük bir azimle 126 kilodan 64 kiloya düştü.
Zayıflamak için çikolata, şeker, kek, cips, makarna ve ekmeği hayatından tamamen çıkardı.
Spora başladı ve kilo verdikten sonra sarkan derileri için operasyon geçirdi. Yaklaşık 1 yıl içinde ciddi anlamda kilo vermeye başladı ve dört yıl sonra bambaşka birine dönüşmüştü.
Kendisine 4 yıol önce obezite teşhisi konduğunusöyleyen genç kadın "Midem bir atın midesiyle aynı büyüklükteydi. Her gün çikolata ve tüketiyordum" dedi.
Zayıflamak için çay kaşığıyla yemek yemeye başladığını vurgulayan Broberg "Çay kaşığıyla yemek yiyerek bir nevi beynimi kandırıyorum. Daha çok hareket etmemi sağladığı için fazla yemişim hissiyatı veriyor" dedi.
Broberg'in porsiyonları ise kendi elinin hacminden fazla değil.
21 yaşındaki Mathilde Brobergi artık spor giyim firmaları için modellik yapıyor.
İşte genç kadının şaşırtıcı değişimini anlatan yemek tercihleri ile eski ve yeni fotoğraflarından bazıları...
Zayıflamak için çikolata, şeker, kek, cips, makarna ve ekmeği hayatından tamamen çıkardı.
Spora başladı ve kilo verdikten sonra sarkan derileri için operasyon geçirdi. Yaklaşık 1 yıl içinde ciddi anlamda kilo vermeye başladı ve dört yıl sonra bambaşka birine dönüşmüştü.
Kendisine 4 yıol önce obezite teşhisi konduğunusöyleyen genç kadın "Midem bir atın midesiyle aynı büyüklükteydi. Her gün çikolata ve tüketiyordum" dedi.
Zayıflamak için çay kaşığıyla yemek yemeye başladığını vurgulayan Broberg "Çay kaşığıyla yemek yiyerek bir nevi beynimi kandırıyorum. Daha çok hareket etmemi sağladığı için fazla yemişim hissiyatı veriyor" dedi.
Broberg'in porsiyonları ise kendi elinin hacminden fazla değil.
21 yaşındaki Mathilde Brobergi artık spor giyim firmaları için modellik yapıyor.
İşte genç kadının şaşırtıcı değişimini anlatan yemek tercihleri ile eski ve yeni fotoğraflarından bazıları...
“Yemekolizm, en tehlikeli bağımlılıktır”
“Yemek yemeği çok seviyorum” deyip sürekli bir şeyler yiyenler dikkat! Yrd. Doç. Dr. Funda Şensoy’a göre, alkolizmden bile daha tehlikeli bir bağımlılıkla, "yemekolizm" ile karşı karşıya olabilirsiniz. Üstelik sadece diyet yapmak sizi bu sorundan kurtaramayabilir.
Açlık ya da tokluğu gösteren bedensel uyarılara aldırış etmeden yemek, yemekolizm olarak nitelendiriliyor.
Yemekolizmin yarattığı bağımlılığa dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Funda Şensoy, bunun en tehlikeli bağımlılık türü olduğunu söyledi.
“Tıpkı bir madde bağımlısının kendisini iyi hissetmek için bağımlısı olduğu maddeyi kullanması gibi, bedeni ve kilosu ile barışık olmayan insan da beslenmek için değil, kendisini iyi hissetmek için yer” diyen Şensoy, “Yemekolizm, insan ruhunun hastalığıdır ve tek başına diyet ile sorun çözülemez” ifadesini kullandı.
Yemekolizm tedavisinin alkol ve diğer madde bağımlılıklarından çok daha zor olduğunu aktaran ve “Yara bandı nasıl üstünü örttüğü yarayı iyileştirmezse, diyetlerde altta yatan acıları ve incinmeleri yok edemez” diyen Şensoy, “Çünkü bağımlısı olduğunuz diğer maddeleri bırakabilirsiniz. Ama yiyecekten tümüyle vazgeçmek olası değildir ve olanaksızdır da” şeklinde konuştu.
YEMEKOLİZM ÇOK HIZLI İLERLER
Şensoy, yemekolizmin kişinin psikolojisini ve yaşam şeklini nasıl etkilediğini ise şöyle anlattı: “Yemekolik kendini güçsüz hisseder. Yiyecek ondan güçlüdür. Çünkü onu kontrol altına almıştır; çok yese de az yese de... Yemekoliklik çok acı verici ve yüzeyden bakıldığında, insanın kendi kendini mahvettiği bir etkinliktir. Yemekoliklik semptomu çok hızlı gelişir ve insanı acı verecek kadar sarar.
YEMEKOLİKLİK NEDİR?
- Fiziksel bakımdan acıkmadan yemek,
- ya diyet yapmanın ya da tıka basa yemenin gizlediği, yiyecek karşısında kontrolün kaybedildiği duygusu,
- Zamanın çoğunu yemek ve şişmanlık hakkında düşünüp, kaygılanmakla geçirmek,
- Kişinin vücuduyla ilgili kötü şeyler hissetmesi.
Bedenin hapsinden kurtulmak için düşüncelerin hapsinden kurtulmak gerekiyor. Tedavi için önce teşhis gereklidir. Kilo, sorunlarınızın bir sonucudur, sorunlarınızın nedeni değil.”
YEMEKOLİZMDEN KURTULMAK İÇİN NELER YAPILMALI?
Yemekolizmi durdurmak için atılması gereken ilk adımın; kişinin kendisine gerçekten aç olup olmadığını sorması olduğunu söyleyen Şensoy, yemekolizmden kurtulmak için yapılması gerekenleri, “Kendinize sorduğunuz bu sorunun cevabı ‘hayır’ ise yapılması gereken bir bardak su içmektir. Cevap ‘evet’ ise bekleyip ne kadar aç olduğunuzu değerlendirmektir. Açlık krizlerini değerlendirmek önemlidir. Yemekolizm ile başa çıkmak için bir yemek günlüğü tutulmalı, ne zaman ve ne yenildiği ile beraber, yeme isteği sırasındaki duygu da yazılmalıdır. Duyguların ve düşüncelerin rahatça yazıya dökülebileceği bir zaman dilimi ayrılmalıdır” şeklinde özetledi. ntvmnc
Açlık ya da tokluğu gösteren bedensel uyarılara aldırış etmeden yemek, yemekolizm olarak nitelendiriliyor.
Yemekolizmin yarattığı bağımlılığa dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Funda Şensoy, bunun en tehlikeli bağımlılık türü olduğunu söyledi.
“Tıpkı bir madde bağımlısının kendisini iyi hissetmek için bağımlısı olduğu maddeyi kullanması gibi, bedeni ve kilosu ile barışık olmayan insan da beslenmek için değil, kendisini iyi hissetmek için yer” diyen Şensoy, “Yemekolizm, insan ruhunun hastalığıdır ve tek başına diyet ile sorun çözülemez” ifadesini kullandı.
Yemekolizm tedavisinin alkol ve diğer madde bağımlılıklarından çok daha zor olduğunu aktaran ve “Yara bandı nasıl üstünü örttüğü yarayı iyileştirmezse, diyetlerde altta yatan acıları ve incinmeleri yok edemez” diyen Şensoy, “Çünkü bağımlısı olduğunuz diğer maddeleri bırakabilirsiniz. Ama yiyecekten tümüyle vazgeçmek olası değildir ve olanaksızdır da” şeklinde konuştu.
YEMEKOLİZM ÇOK HIZLI İLERLER
Şensoy, yemekolizmin kişinin psikolojisini ve yaşam şeklini nasıl etkilediğini ise şöyle anlattı: “Yemekolik kendini güçsüz hisseder. Yiyecek ondan güçlüdür. Çünkü onu kontrol altına almıştır; çok yese de az yese de... Yemekoliklik çok acı verici ve yüzeyden bakıldığında, insanın kendi kendini mahvettiği bir etkinliktir. Yemekoliklik semptomu çok hızlı gelişir ve insanı acı verecek kadar sarar.
YEMEKOLİKLİK NEDİR?
- Fiziksel bakımdan acıkmadan yemek,
- ya diyet yapmanın ya da tıka basa yemenin gizlediği, yiyecek karşısında kontrolün kaybedildiği duygusu,
- Zamanın çoğunu yemek ve şişmanlık hakkında düşünüp, kaygılanmakla geçirmek,
- Kişinin vücuduyla ilgili kötü şeyler hissetmesi.
Bedenin hapsinden kurtulmak için düşüncelerin hapsinden kurtulmak gerekiyor. Tedavi için önce teşhis gereklidir. Kilo, sorunlarınızın bir sonucudur, sorunlarınızın nedeni değil.”
YEMEKOLİZMDEN KURTULMAK İÇİN NELER YAPILMALI?
Yemekolizmi durdurmak için atılması gereken ilk adımın; kişinin kendisine gerçekten aç olup olmadığını sorması olduğunu söyleyen Şensoy, yemekolizmden kurtulmak için yapılması gerekenleri, “Kendinize sorduğunuz bu sorunun cevabı ‘hayır’ ise yapılması gereken bir bardak su içmektir. Cevap ‘evet’ ise bekleyip ne kadar aç olduğunuzu değerlendirmektir. Açlık krizlerini değerlendirmek önemlidir. Yemekolizm ile başa çıkmak için bir yemek günlüğü tutulmalı, ne zaman ve ne yenildiği ile beraber, yeme isteği sırasındaki duygu da yazılmalıdır. Duyguların ve düşüncelerin rahatça yazıya dökülebileceği bir zaman dilimi ayrılmalıdır” şeklinde özetledi. ntvmnc
10 Kasım 2016 Perşembe
Spor ve diyetle bile gitmeyen yağlar
Özellikle bacaklarda görülen ve diyet ya da spor yapılsa da gitmeyen yağlanmaya lipödem deniyor. Bu sorunun ileride varis, depresyon ve obezite gibi ek sorunlar yarattığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Karacalar, önemli uyarılar yaptı.
Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, 6 soruda lipödemi anlattı:
LİPÖDEM NEDİR?
Özellikle bacakları tutan, daha az sıklıkla kol ve kalçaları içeren diyete ve spora dirençli yağlanmadır. Erken evrelerde sadece yağlanma olurken daha sonra varis sorunları, acıma, ağrı, ağırlık, eklem sorunları, depresyon, obeziteye eğilim gibi ek sorunlar çıkar.
TEŞHİSİ NEDEN ZOR?
Bu hastalığın varlığı bilinmiyor ve teşhiste karmaşa yaşanıyor. Lipödemli hastalarda varis sorunları da olduğu için bu hastalar sıklıkla damar cerrahına gidip varis tedavisi yaptırıyorlar ve şişliğin varisten kaynaklandığı zannediliyor. Bu hastalarda varis yağ dokusu hastalığının yansımalarıdır.
Teşhis konamadığı için bu hastalar yaşam boyu bu sorundan kurtulmak için çaba harcarlar, genellikle tedavinin zor olduğu ileri evrelere kadar ilerler.
ÇARESİ VAR MI?
Kronik bir hastalık olup tek çaresi en azından kontrol altına alabilmek için yağların alınması gereklidir. Bunun dışında diyet, spor ya da başka tedavi yöntemleri çok az ve geçici fayda sağlar ya da hiç sağlamaz.
LİPÖDEM NEDEN OLUŞUR?
Net olarak nedeni bilinmese de genetik olduğu ile ilgili kanıtlar var. Hastalığa neden olan sorumlu bir gen bulunmuştur. Genellikle lipödemi olan kişilerin yakın akrabalarında olması da bunu destekler.
LİPÖDEM NASIL TEŞHİS EDİLİR?
Genellikle muayene yeterlidir, özellikle ayak parmaklarını tutmaması tipiktir. Ayrıntılı inceleme için MR, ultrason ya da lenfosintigrafi gerekebilir.
NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Lipödemin kapsamına, evresine ve yerine göre tedavi değişmektedir. Alt bacak ve diz çevresinde superdry liposuctionın lipödem için geliştirilen bir türü oldukça etkilidir. Kansız olması, dikiş olmaması, lenfatikleri koruması, işlem sonuna kadar şişme olmaması, teorik olarak emboli riski olmaması gibi önemli avantajları vardır.
Basen ve iç bacağı içeren üst bacaklarda vaser 4D liposuction ya da ikinci olarak lazer liposuction tercih edilir.
İleri derece lipödemlerde bu işlemler ile bile sarkma kaçınılmazdır, bu nedenle germe işlemleri eklenir.
Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, 6 soruda lipödemi anlattı:
LİPÖDEM NEDİR?
Özellikle bacakları tutan, daha az sıklıkla kol ve kalçaları içeren diyete ve spora dirençli yağlanmadır. Erken evrelerde sadece yağlanma olurken daha sonra varis sorunları, acıma, ağrı, ağırlık, eklem sorunları, depresyon, obeziteye eğilim gibi ek sorunlar çıkar.
TEŞHİSİ NEDEN ZOR?
Bu hastalığın varlığı bilinmiyor ve teşhiste karmaşa yaşanıyor. Lipödemli hastalarda varis sorunları da olduğu için bu hastalar sıklıkla damar cerrahına gidip varis tedavisi yaptırıyorlar ve şişliğin varisten kaynaklandığı zannediliyor. Bu hastalarda varis yağ dokusu hastalığının yansımalarıdır.
Teşhis konamadığı için bu hastalar yaşam boyu bu sorundan kurtulmak için çaba harcarlar, genellikle tedavinin zor olduğu ileri evrelere kadar ilerler.
ÇARESİ VAR MI?
Kronik bir hastalık olup tek çaresi en azından kontrol altına alabilmek için yağların alınması gereklidir. Bunun dışında diyet, spor ya da başka tedavi yöntemleri çok az ve geçici fayda sağlar ya da hiç sağlamaz.
LİPÖDEM NEDEN OLUŞUR?
Net olarak nedeni bilinmese de genetik olduğu ile ilgili kanıtlar var. Hastalığa neden olan sorumlu bir gen bulunmuştur. Genellikle lipödemi olan kişilerin yakın akrabalarında olması da bunu destekler.
LİPÖDEM NASIL TEŞHİS EDİLİR?
Genellikle muayene yeterlidir, özellikle ayak parmaklarını tutmaması tipiktir. Ayrıntılı inceleme için MR, ultrason ya da lenfosintigrafi gerekebilir.
NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Lipödemin kapsamına, evresine ve yerine göre tedavi değişmektedir. Alt bacak ve diz çevresinde superdry liposuctionın lipödem için geliştirilen bir türü oldukça etkilidir. Kansız olması, dikiş olmaması, lenfatikleri koruması, işlem sonuna kadar şişme olmaması, teorik olarak emboli riski olmaması gibi önemli avantajları vardır.
Basen ve iç bacağı içeren üst bacaklarda vaser 4D liposuction ya da ikinci olarak lazer liposuction tercih edilir.
İleri derece lipödemlerde bu işlemler ile bile sarkma kaçınılmazdır, bu nedenle germe işlemleri eklenir.
24 Ekim 2016 Pazartesi
Mandalinanın mucizevi faydaları
Mandalinanın obeziteyi önlediğini ve hava kirliliği, sigara ve kimyasallar gibi olumsuz dış etkenlerin etkilerini azalttığını biliyor musunuz? İşte şifa deposu mandalinanın muhteşem faydaları...
Kış mevsiminin simge meyvelerinden mandalina hem tadı hem de içeriğindeki vitaminlerle sağlığımızı adeta cezbediyor. Obezite, diyabet, kalp hastalıkları ile savaşmada en iyi yardımcımız olan mandalinanın mucizelerini Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç anlattı.
Turunçgiller ailesinden olan mandalinanın, ılıman iklimlerde yetişmekte olduğunu kaydeden Diyetisyen Enç, “Mandalina karbonhidratlar bakımından zengin bir meyvedir. Bunun yanında bol miktarda lif ve protein içerir. Ayrıca E ve C vitamini açısından zengin olan mandalina aynı zamanda tiamin, piridoksin, sodyum, potasyum, kalsiyum, bakır gibi bir çok mineral ve bileşen içermektedir.
Mandalina, bağışıklığı güçlendirir. 1 su bardağı mandalina diliminde günlük önerilen C vitamini tüketiminin yarısından daha fazlası vardır. C vitamini sağlıklı cilt ve dokuların oluşumu ve devamlılığı için gereklidir. Aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirir, kalp hastalıkları riskini azaltır. C vitamini ile akciğer, meme, kolon, yemek borusu ve mide kanseri gibi bazı kanser türlerinin oluşumunu önler. Zengin C vitamini vücutta kollajen sentezi için hayati öneme sahiptir. Kollajen yaraların hızlı iyileşmesini sağlar, tendonları, bağları, kemikleri ve kan damarlarını bir arada tutar. C vitamini aynı zamanda besinlerle alınan demir mineralinin emilimini de artırır.” diye konuştu.
Kemiklere birebir mandalinada bolca bulunan A vitamini göz sağlığı, sağlıklı kemikler ve hücre büyümesi için gerekli olduğunu ifade eden Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, “Mandalinada bulunan A vitamini üreme sağlığı ve hücreler arası iletişimde önemlidir. Öte yandan beta kriptoksantinden zengin bu meyve iltihap gelişme olasılığını yarı yarıya azaltır. Mandalina, hücreleri yeniler. B vitamini zengini mandalina vücutta DNA ve RNA inşa ederek yeni hücrelerin oluşumu ve sağlıklı devamlılığını destekler. Flavonoidler serbest radikalleri (hastalığa neden olan moleküller) nötralize eden antioksidanlardır. Mandalinadaki nobiletin flavonoidi obeziteyi önlemede, diyabetle savaşmada ve kolesterolü düşürmede etkilidir. Tangeritin adlı bir diğer flavonoid ise yağlı karaciğer hastalığı ve damar sertleşmesini önler. Mandalinada olan folat kansere yol açabilecek DNA değişikliklerini de önlemektedir. İçerdiği hesperidin ile mandalina sağlıklı kollajen üretimi için C vitamini ile sinerjik olarak hareket eder. Mandalina ilaçlar, hava kirliliği, hastalıklar, şiddetli egzersiz, sigara içmek, kimyasallar ve güneş ışığından gelen UV ışınlarının olumsuz etkilerini azaltır. Obeziteyi önler. Mandalina çözünür lif pektin içeriği ile daha uzun süre tokluk sağlar. Yapılan çalışmalarda pektin tüketiminin obez bireylerde kalori alımını azalttığı gösterilmiştir.” şeklinde konuştu.
Kış mevsiminin simge meyvelerinden mandalina hem tadı hem de içeriğindeki vitaminlerle sağlığımızı adeta cezbediyor. Obezite, diyabet, kalp hastalıkları ile savaşmada en iyi yardımcımız olan mandalinanın mucizelerini Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç anlattı.
Turunçgiller ailesinden olan mandalinanın, ılıman iklimlerde yetişmekte olduğunu kaydeden Diyetisyen Enç, “Mandalina karbonhidratlar bakımından zengin bir meyvedir. Bunun yanında bol miktarda lif ve protein içerir. Ayrıca E ve C vitamini açısından zengin olan mandalina aynı zamanda tiamin, piridoksin, sodyum, potasyum, kalsiyum, bakır gibi bir çok mineral ve bileşen içermektedir.
Mandalina, bağışıklığı güçlendirir. 1 su bardağı mandalina diliminde günlük önerilen C vitamini tüketiminin yarısından daha fazlası vardır. C vitamini sağlıklı cilt ve dokuların oluşumu ve devamlılığı için gereklidir. Aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirir, kalp hastalıkları riskini azaltır. C vitamini ile akciğer, meme, kolon, yemek borusu ve mide kanseri gibi bazı kanser türlerinin oluşumunu önler. Zengin C vitamini vücutta kollajen sentezi için hayati öneme sahiptir. Kollajen yaraların hızlı iyileşmesini sağlar, tendonları, bağları, kemikleri ve kan damarlarını bir arada tutar. C vitamini aynı zamanda besinlerle alınan demir mineralinin emilimini de artırır.” diye konuştu.
Kemiklere birebir mandalinada bolca bulunan A vitamini göz sağlığı, sağlıklı kemikler ve hücre büyümesi için gerekli olduğunu ifade eden Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, “Mandalinada bulunan A vitamini üreme sağlığı ve hücreler arası iletişimde önemlidir. Öte yandan beta kriptoksantinden zengin bu meyve iltihap gelişme olasılığını yarı yarıya azaltır. Mandalina, hücreleri yeniler. B vitamini zengini mandalina vücutta DNA ve RNA inşa ederek yeni hücrelerin oluşumu ve sağlıklı devamlılığını destekler. Flavonoidler serbest radikalleri (hastalığa neden olan moleküller) nötralize eden antioksidanlardır. Mandalinadaki nobiletin flavonoidi obeziteyi önlemede, diyabetle savaşmada ve kolesterolü düşürmede etkilidir. Tangeritin adlı bir diğer flavonoid ise yağlı karaciğer hastalığı ve damar sertleşmesini önler. Mandalinada olan folat kansere yol açabilecek DNA değişikliklerini de önlemektedir. İçerdiği hesperidin ile mandalina sağlıklı kollajen üretimi için C vitamini ile sinerjik olarak hareket eder. Mandalina ilaçlar, hava kirliliği, hastalıklar, şiddetli egzersiz, sigara içmek, kimyasallar ve güneş ışığından gelen UV ışınlarının olumsuz etkilerini azaltır. Obeziteyi önler. Mandalina çözünür lif pektin içeriği ile daha uzun süre tokluk sağlar. Yapılan çalışmalarda pektin tüketiminin obez bireylerde kalori alımını azalttığı gösterilmiştir.” şeklinde konuştu.
21 Ekim 2016 Cuma
Akşam sekizden sonra yenilen yemek kilo aldırmıyor
Akşam yemek yediğiniz için kilo aldığınızı mı düşünüyorsunuz? Akşam sekizden sonra yenen yiyeceklerin yakılamayıp, yağa dönüşeceği düşüncesi birçok kişinin ortak fikri. Yapılan son bilimsel çalışmalar bu popüler söylentinin pek de doğru olmadığını ortaya çıkardı.
Londra’daki King’s College araştırmacıları çocuklar üzerinde yaptıkları dört yıllık araştırma sonunda, akşam sekizden sonra yemek yemekle kilo fazlalığı arasında anlamlı bir ilişki olmadığını buldular.
Obezite ve Metabolik Cerrah Prof. Dr. Halil Coşkun, “Araştırma kapsamında 4-10 yaş arası 768 çocuk ve 11-18 yaş arası 852 çocuğun dahil olduğu toplam bin 620 çocuğun beslenme alışkanlıkları incelendi.
Verilerin istatistiksel analizi akşam 8 ile 10 arasında akşam yemeği yiyen çocukların, aynı yaşta olup öğlen 2 ve akşam 8 arasında yemek yiyen çocuklara göre, obez ya da aşırı kilolu olma bakımından daha büyük bir risk taşımadıklarını gösterdi.
cnntürk^ün haberine göre; Çalışanın bulguları araştırmacılar için şaşırtıcı oldu. Geç yemek yemekle aşırı kilolu olmak arasında bir ilişki ortaya çıkmasını umuyorlardı, fakat bunun doğru olmadığı bulundu.
Bu çalışmaya göre saat 8’den önce akşam yemeği yiyen çocuklarla daha geç yemek yiyenler arasında günlük enerji alımı bakımından önemli bir fark bulunmuyor.’’ dedi.
Bu yeni bulgular, çocukların ne yiyeceği kadar ne zaman yiyeceğine dair önerileri içeren diyet tavsiyelerini destekleyecek bulguları sunmak açısından halihazırda yeterli kanıt olmadığını düşündürmektedir. Çocukluk obezitesinde yeme zamanının etkisini araştırmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Bu bağlantıyı araştıran ilk çalışmalardan biri olarak, bu analizin başka çalışmalarda da tekrarlanması yararlı olacaktır.”
Londra’daki King’s College araştırmacıları çocuklar üzerinde yaptıkları dört yıllık araştırma sonunda, akşam sekizden sonra yemek yemekle kilo fazlalığı arasında anlamlı bir ilişki olmadığını buldular.
Obezite ve Metabolik Cerrah Prof. Dr. Halil Coşkun, “Araştırma kapsamında 4-10 yaş arası 768 çocuk ve 11-18 yaş arası 852 çocuğun dahil olduğu toplam bin 620 çocuğun beslenme alışkanlıkları incelendi.
Verilerin istatistiksel analizi akşam 8 ile 10 arasında akşam yemeği yiyen çocukların, aynı yaşta olup öğlen 2 ve akşam 8 arasında yemek yiyen çocuklara göre, obez ya da aşırı kilolu olma bakımından daha büyük bir risk taşımadıklarını gösterdi.
cnntürk^ün haberine göre; Çalışanın bulguları araştırmacılar için şaşırtıcı oldu. Geç yemek yemekle aşırı kilolu olmak arasında bir ilişki ortaya çıkmasını umuyorlardı, fakat bunun doğru olmadığı bulundu.
Bu çalışmaya göre saat 8’den önce akşam yemeği yiyen çocuklarla daha geç yemek yiyenler arasında günlük enerji alımı bakımından önemli bir fark bulunmuyor.’’ dedi.
Bu yeni bulgular, çocukların ne yiyeceği kadar ne zaman yiyeceğine dair önerileri içeren diyet tavsiyelerini destekleyecek bulguları sunmak açısından halihazırda yeterli kanıt olmadığını düşündürmektedir. Çocukluk obezitesinde yeme zamanının etkisini araştırmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Bu bağlantıyı araştıran ilk çalışmalardan biri olarak, bu analizin başka çalışmalarda da tekrarlanması yararlı olacaktır.”
7 Ağustos 2016 Pazar
Aşırı kilo ‘beyni yaşlandırıyor’
Bir araştırmaya göre aşırı kilolu insanların beyinleri, zayıf akranlarına göre 10 yıl daha yaşlı görünüyor.
İnsan beyni, bilgiyi ileten kısım olan ak maddeyi zamanla, yani yaşlandıkça doğal olarak kaybediyor.
Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma ise aşırı kilonun bu kaybı hızlandırdığını ortaya koydu.
Bir diğer deyişle 50 yaşındaki kilolu bir insan, 60 yaşındaki zayıf bir insanla aynı beyin yapısına sahip oluyor.
ORTA YAŞTA DAHA BELİRGİN
Cambridge Yaşlanma ve Nörobilim Merkezi’nde yapılan araştırmada 20-87 yaşlarındaki 473 kişi incelendi.
Kilonun beyindeki ak madde oranını ancak orta yaştan itibaren etkilediği görüldü.
Fakat bu farklılığın beynin işlevlerine nasıl yansıdığı henüz anlaşılamadı: Araştırmaya katılan kilolu ve zayıf gruplarda bilgi ve kavrayış açısından fark görülmedi.
Araştırmacılar şimdi kilonun örneğin demans gelişimini etkileyip etkilemediğini görmek için çalışmalarını sürdürmek istiyor.
Ekibin lideri Dr Lisa Ronan, kilonun mu beyni yoksa beynin mi kiloyu etkilediğini de henüz bilmediklerini söyledi.
Çalışmaya katılan bir diğer isim olan Profesör Sadal Farooqi ise kilo kaybı durumunda beyinde kaybolan ak maddenin yeniden oluşup oluşmadığını da ortaya çıkarmak istediklerini belirtiyor.
İnsan beyni, bilgiyi ileten kısım olan ak maddeyi zamanla, yani yaşlandıkça doğal olarak kaybediyor.
Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma ise aşırı kilonun bu kaybı hızlandırdığını ortaya koydu.
Bir diğer deyişle 50 yaşındaki kilolu bir insan, 60 yaşındaki zayıf bir insanla aynı beyin yapısına sahip oluyor.
ORTA YAŞTA DAHA BELİRGİN
Cambridge Yaşlanma ve Nörobilim Merkezi’nde yapılan araştırmada 20-87 yaşlarındaki 473 kişi incelendi.
Kilonun beyindeki ak madde oranını ancak orta yaştan itibaren etkilediği görüldü.
Fakat bu farklılığın beynin işlevlerine nasıl yansıdığı henüz anlaşılamadı: Araştırmaya katılan kilolu ve zayıf gruplarda bilgi ve kavrayış açısından fark görülmedi.
Araştırmacılar şimdi kilonun örneğin demans gelişimini etkileyip etkilemediğini görmek için çalışmalarını sürdürmek istiyor.
Ekibin lideri Dr Lisa Ronan, kilonun mu beyni yoksa beynin mi kiloyu etkilediğini de henüz bilmediklerini söyledi.
Çalışmaya katılan bir diğer isim olan Profesör Sadal Farooqi ise kilo kaybı durumunda beyinde kaybolan ak maddenin yeniden oluşup oluşmadığını da ortaya çıkarmak istediklerini belirtiyor.
13 Temmuz 2016 Çarşamba
Dünyadaki yetişkinlerin yüzde 20’si obez olacak
Op. Dr. Murat Üstün, obezitenin bir salgın gibi arttığını belirtiyor.
Gelecekte daha ciddi boyutlara ulaşacak olan obezite sorunu ile ilgili konuşan Obezite ve Metabolizma Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Üstün, Türkiye’nin obezite cerrahisi konusunda bir merkez olmasını arzuladıklarını belirtti. Bu amaçla İngiltere ile Türkiye arasında bir sağlık köprüsü kurma misyonuyla yola çıktıklarını belirten Üstün, obezite hastalığının insanlar üzerinde yarattığı etkileri üzerine konuştu.
OBEZ ERKEKLERİN SAYISI 3 KAT ARTTI
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de obeziteye karşı topyekün bir savaş yürütüldüğünü belirten Op. Dr. Murat Üstün, özellikle İngiltere'deki araştırmaların önemli olduğuna dikkat çekiyor ve sözlerine şöyle devam ediyor, “Londra'da bulunan Imperial College’ın yapmış olduğu bir araştırmaya göre, 2025 yılına kadar dünyadaki yetişkinlerin %20'sinin obez olacağı öngörülüyor. Dünya genelinde yapılan araştırmalar sonucunda ise 1975 yılında sadece 105 milyon olan obez kişi sayısının, 2014'te 641'e çıktığı belirtiliyor. 1975'ten bu yana obez erkeklerin sayısının ise yaklaşık üç kat artarak %3,2'den %10,8'e yükseldiği, kadınlarda ise %6,4'ten %14,9'a iki kat arttığı açıklanıyor.”
TÜRKİYE TEDAVİ MERKEZİ OLABİLİR
Ülkemizin obezite konusunda dünyada 7’nci sıraya yükseldiğini belirten Üstün, sadece ülkemizin değil özellikle Avrupa’nın da büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu ifade ediyor. Obezite hastalığı konusunda İngiltere’de yapacağı araştırmalar sayesinde, Avrupa ve Türkiye arasında önemli bir işbirliğine imza atacaklarını söyleyen Üstün, özellikle Hollanda, İngiltere, Avustralya ve Almanya başta olmak üzere obezite konusunda yurtdışında yaşayan birçok hastalarının olduğunu açıklıyor.
Op. Dr. Murat Üstün, Türkiye’deki sağlık hizmetlerinin özellikle cerrahi tedaviler konusunda ileri seviyede oluşu ve yurtdışında sağlık sistemlerindeki aksamalardan dolayı hastaların Türkiye’de tedavi görmeyi tercih ettiğini anlatıyor.
İngiltere’de 500 bine yakın Türk’ün yaşadığını belirten Üstün, sağlık sistemindeki problemlerden dolayı çalışmalarının bir ayağını İngiltere’deki Kings College ve Imperial College’da Türk hekimlerinin kurduğu bir dernek olan ATHPA (İngiltere Türk Sağlık Profesyonelleri Derneği) ile gerçekleştireceklerini ve obezite konusunda bu çalışmalar ışığında önemli bir yol alınacağının altını çiziyor. sözcü
Gelecekte daha ciddi boyutlara ulaşacak olan obezite sorunu ile ilgili konuşan Obezite ve Metabolizma Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Üstün, Türkiye’nin obezite cerrahisi konusunda bir merkez olmasını arzuladıklarını belirtti. Bu amaçla İngiltere ile Türkiye arasında bir sağlık köprüsü kurma misyonuyla yola çıktıklarını belirten Üstün, obezite hastalığının insanlar üzerinde yarattığı etkileri üzerine konuştu.
OBEZ ERKEKLERİN SAYISI 3 KAT ARTTI
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de obeziteye karşı topyekün bir savaş yürütüldüğünü belirten Op. Dr. Murat Üstün, özellikle İngiltere'deki araştırmaların önemli olduğuna dikkat çekiyor ve sözlerine şöyle devam ediyor, “Londra'da bulunan Imperial College’ın yapmış olduğu bir araştırmaya göre, 2025 yılına kadar dünyadaki yetişkinlerin %20'sinin obez olacağı öngörülüyor. Dünya genelinde yapılan araştırmalar sonucunda ise 1975 yılında sadece 105 milyon olan obez kişi sayısının, 2014'te 641'e çıktığı belirtiliyor. 1975'ten bu yana obez erkeklerin sayısının ise yaklaşık üç kat artarak %3,2'den %10,8'e yükseldiği, kadınlarda ise %6,4'ten %14,9'a iki kat arttığı açıklanıyor.”
TÜRKİYE TEDAVİ MERKEZİ OLABİLİR
Ülkemizin obezite konusunda dünyada 7’nci sıraya yükseldiğini belirten Üstün, sadece ülkemizin değil özellikle Avrupa’nın da büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu ifade ediyor. Obezite hastalığı konusunda İngiltere’de yapacağı araştırmalar sayesinde, Avrupa ve Türkiye arasında önemli bir işbirliğine imza atacaklarını söyleyen Üstün, özellikle Hollanda, İngiltere, Avustralya ve Almanya başta olmak üzere obezite konusunda yurtdışında yaşayan birçok hastalarının olduğunu açıklıyor.
Op. Dr. Murat Üstün, Türkiye’deki sağlık hizmetlerinin özellikle cerrahi tedaviler konusunda ileri seviyede oluşu ve yurtdışında sağlık sistemlerindeki aksamalardan dolayı hastaların Türkiye’de tedavi görmeyi tercih ettiğini anlatıyor.
İngiltere’de 500 bine yakın Türk’ün yaşadığını belirten Üstün, sağlık sistemindeki problemlerden dolayı çalışmalarının bir ayağını İngiltere’deki Kings College ve Imperial College’da Türk hekimlerinin kurduğu bir dernek olan ATHPA (İngiltere Türk Sağlık Profesyonelleri Derneği) ile gerçekleştireceklerini ve obezite konusunda bu çalışmalar ışığında önemli bir yol alınacağının altını çiziyor. sözcü
Etiketler:
lipocustion,
metabolizma,
obezite,
sağlık
9 Haziran 2016 Perşembe
Obez anne selfie sayesinde 60 kilo birden verdi
İki çocuk annesi 31 yaşındaki Justine McCabe, geçtiğimiz sene şubat ayında eşi John Paul’ün intiharıyla sarsıldı. Ailesi ve arkadaşları tarafından oyalanması için spor salonuna kaydedilen anne, müthiş bir başarı öyküsüne konu oldu.
31 yaşındaki kadın, spor salonuna başlamadan önce 140 kiloydu. Bu zor günleri ancak büyük bir motivasyonla atlatabileceğini düşünen genç kadın, haftada 6 kez spora gitmeye ve yediklerine büyük ölçüde dikkat etmeye başladı. Bu sırada gereken motivasyonu da selfie çekerek sağladı. Ve en sonunda 60 kilo vererek 80 kiloya inmeyi başardı.
Eşimin ölümü gerçekten çok ağır ve korkunç zamanlar geçirmeme neden oldu. Üstelik annemi de çok kısa zaman önce kaybetmiştim. Eşimin ölümünden sonra hayatımda değişiklik yapmazsam dayanamayacağımı düşündüm ve harekete geçtim. Hayatımı baştan aşağı değiştirdim ve hayallerimin peşinden koşmaya, korkularımın da üstesinden gelmeye karar verdim. Eğer eşim de annem de bu başarımı görselerdi, eminim ki benimle çok gurur duyarlardı’ diyor, genç kadın.
‘Özçekimin 365 günü’ adını verdiği projesine yas döneminde başlayan genç kadın, ‘Ne kadar korkunç ve kalbi kırık görünüyorum’ diyor, eski fotoğraflarına bakınca. Ancak kilo kaybetmeye başladığı dönemlerden itibaren toparlanmaya başladığını da itiraf ediyor. ’18 yaşından beri sakladığım kot pantolonlarıma şimdi sığabilmek harika bir duygu’ diyor.
Artık hep hayal ettiğim gibi yaşayabileceğim. Dağ tırmanışı yapacağım, skydiving, bugnee jumping ve bol bol yürüyüş… Her gün selfie çekmek bana büyük bir motivasyon kaynağı oldu.’ Hürriyet
İşte 1 sene boyunca selfie çekerek verdiği kiloları paylaşan genç kadının geldiği son nokta...
31 yaşındaki kadın, spor salonuna başlamadan önce 140 kiloydu. Bu zor günleri ancak büyük bir motivasyonla atlatabileceğini düşünen genç kadın, haftada 6 kez spora gitmeye ve yediklerine büyük ölçüde dikkat etmeye başladı. Bu sırada gereken motivasyonu da selfie çekerek sağladı. Ve en sonunda 60 kilo vererek 80 kiloya inmeyi başardı.
Eşimin ölümü gerçekten çok ağır ve korkunç zamanlar geçirmeme neden oldu. Üstelik annemi de çok kısa zaman önce kaybetmiştim. Eşimin ölümünden sonra hayatımda değişiklik yapmazsam dayanamayacağımı düşündüm ve harekete geçtim. Hayatımı baştan aşağı değiştirdim ve hayallerimin peşinden koşmaya, korkularımın da üstesinden gelmeye karar verdim. Eğer eşim de annem de bu başarımı görselerdi, eminim ki benimle çok gurur duyarlardı’ diyor, genç kadın.
‘Özçekimin 365 günü’ adını verdiği projesine yas döneminde başlayan genç kadın, ‘Ne kadar korkunç ve kalbi kırık görünüyorum’ diyor, eski fotoğraflarına bakınca. Ancak kilo kaybetmeye başladığı dönemlerden itibaren toparlanmaya başladığını da itiraf ediyor. ’18 yaşından beri sakladığım kot pantolonlarıma şimdi sığabilmek harika bir duygu’ diyor.
Artık hep hayal ettiğim gibi yaşayabileceğim. Dağ tırmanışı yapacağım, skydiving, bugnee jumping ve bol bol yürüyüş… Her gün selfie çekmek bana büyük bir motivasyon kaynağı oldu.’ Hürriyet
İşte 1 sene boyunca selfie çekerek verdiği kiloları paylaşan genç kadının geldiği son nokta...
Etiketler:
diyet,
kilo,
kilo vermek,
obezite,
zayıflama
25 Mayıs 2016 Çarşamba
Obezitenin önüne egzersizle geçin
Alınmış kiloyu vermeye çalışmak yerine , sağlıksız kilo alımı önceden önlenmesi gerekiyor.
Obezite; vücudun aşırı yağlanması olarak ifade ediliyor. Son yıllarda görülen obezite oranındaki artışta, beslenme türü kadar fiziksel aktivitedeki azalmanın da büyük rolü olduğu biliniyor. Günümüzde kilo vermek için birçok yöntem olmasına rağmen, verilen kiloların kontrolü konusunda çoğu insan başarısız oluyor. Yaşın ilerlemesi ile metabolizmanın yavaşlaması ve fiziksel aktivitedeki değişiklikler kişilerin kilo almasını kolaylaştırıyor. Bu nedenle alınmış kiloyu vermeye çalışmak yerine , sağlıksız kilo alımı önceden önlenmesi gerekiyor. Spor Eğitmeni Barış Muti Obezite ve doğru egzersiz konusunda bilgilendiriyor.
Kilo kontrolü için ne kadar egzersiz yapılmalı?
Egzersiz, kilo verme yanında verilen kiloların da korunmasında çok etkili bir yöntemdir. Kilo kontrolü için günde en az 60 dk orta düzeyde ve haftada minimum üç gün tavsiye ediliyor. Üç günlük bir egzersiz programının kiloyu korumak için, daha fazlasının ise kilo vermek için gerekli olduğu ifade ediliyor. Devamlılık önemli !
Beslenme ve Egzersiz dosttur
Günlük yaşantımızda hareketimizi artırmaya yönelik yürüyüşler, çocuklarımızla oynadığımız hareketli oyunlar , danslar bile bunun için yeterli olabilir. Tempolu yürüyüş, koşma, yüzme, tenis, bisiklete binme, aerobik egzersizler revaçta olan egzersiz tipleridir. Günlük hayatımıza katabileceğimiz küçük fiziki aktiviteler ile de kalori harcamak mümkün.
Araba yerine bisiklet kullanmak ya da yürümek.
Toplu taşıma araçlarından bir durak önce veya sonra inmek.
Arabayı ulaşmak istediğimiz yere uzak bir yere park edip yürümek.
Asansör yerine merdivenleri kullanmak. Günde 40-45 merdiven çıkmak yılda 2 kg, günde 180-200 merdiven çıkmak (yaklaşık 16 kat) yılda 8 kg yağ kaybı demek.
Ev-bahçe-otomobil ile ilgili uğraşlar bulmak.
Ev temizliği yapmak (yaklaşık 227 kalori kaybı demek).
Dans etmek (yaklaşık 1 saatte 250 kalori kaybı demek).
Alışveriş yapmak, 45-60 dakika otomobil temizlemek, 45-60 dakika cam-yer silmek, 30 dakika bisiklete binmek, 30 dakika bahçede çalışmak, 30 dakikada 3 km yürümek, 15 dakika merdiven çıkmak (150 kalori kaybı demek).
Egzersiz programları
Her gün vücudunuzun karın-kalça-omurga-kol ve bacak gibi belli kas gruplarını dengeli bir şekilde çalıştıran egzersizler uygulayabilir, kontrollü bir şekilde ağırlık çalışabilirsiniz. Tüm bunları evinizde ailenizle beraber yapabileceğiniz gibi, size yakın bir spor merkezinde uzmanların gözetiminde de uygulayabilirsiniz. Hangi koşullar sizi egzersiz yapma konusunda motive ediyorsa ona göre tercih kullanabilirsiniz. Ayrıca vücut ağırlığımız yanında mutlaka vücut yağ oranımızı kontrol etmemiz şart, Tanita marka bir çok ürünü bu amaç için kullanabilirsiniz, pratik kullanımı sayesinde kişinin ölçümlerini kendisinin de yapabileceği Innerscan Vücut Analizi ile kişinin kilosunu, yağ oranını, vücut sıvı oranını, kaslarının ağırlığını, kemik ağırlığını, fiziksel aktivite derecesini, günlük alması gereken kalori miktarını ve metabolizma yaşını 10 sn’ lik bir analiz ile öğrenmeniz mümkün.
Nefes egzersizleri ve açık havadan faydalanmak
Nefes egzersizleri vücuda yeterli miktarda oksijen girişini sağlayarak metabolizmayı kuvvetlendirir. Ayrıca fiziki, zihinsel ve duygusal detoksa yardımcı olarak kişinin olumlu hissetmesine ve motivasyonun yükselmesine yarar.
Açık havada yaptığınız en aşağı 15 dakikalık bir yürüyüş, vücudunuzun D vitamini sentezlemek için ihtiyaç duyduğu güneş enerjisini size kazandıracaktır. Bunun için öğle yemeğiniz için ayarladığınız sağlıklı bir menüyü, havanın güzel olduğu günler mümkünse işinize yakın bir parkta yiyebilirsiniz.
Obezite; vücudun aşırı yağlanması olarak ifade ediliyor. Son yıllarda görülen obezite oranındaki artışta, beslenme türü kadar fiziksel aktivitedeki azalmanın da büyük rolü olduğu biliniyor. Günümüzde kilo vermek için birçok yöntem olmasına rağmen, verilen kiloların kontrolü konusunda çoğu insan başarısız oluyor. Yaşın ilerlemesi ile metabolizmanın yavaşlaması ve fiziksel aktivitedeki değişiklikler kişilerin kilo almasını kolaylaştırıyor. Bu nedenle alınmış kiloyu vermeye çalışmak yerine , sağlıksız kilo alımı önceden önlenmesi gerekiyor. Spor Eğitmeni Barış Muti Obezite ve doğru egzersiz konusunda bilgilendiriyor.
Kilo kontrolü için ne kadar egzersiz yapılmalı?
Egzersiz, kilo verme yanında verilen kiloların da korunmasında çok etkili bir yöntemdir. Kilo kontrolü için günde en az 60 dk orta düzeyde ve haftada minimum üç gün tavsiye ediliyor. Üç günlük bir egzersiz programının kiloyu korumak için, daha fazlasının ise kilo vermek için gerekli olduğu ifade ediliyor. Devamlılık önemli !
Beslenme ve Egzersiz dosttur
Günlük yaşantımızda hareketimizi artırmaya yönelik yürüyüşler, çocuklarımızla oynadığımız hareketli oyunlar , danslar bile bunun için yeterli olabilir. Tempolu yürüyüş, koşma, yüzme, tenis, bisiklete binme, aerobik egzersizler revaçta olan egzersiz tipleridir. Günlük hayatımıza katabileceğimiz küçük fiziki aktiviteler ile de kalori harcamak mümkün.
Araba yerine bisiklet kullanmak ya da yürümek.
Toplu taşıma araçlarından bir durak önce veya sonra inmek.
Arabayı ulaşmak istediğimiz yere uzak bir yere park edip yürümek.
Asansör yerine merdivenleri kullanmak. Günde 40-45 merdiven çıkmak yılda 2 kg, günde 180-200 merdiven çıkmak (yaklaşık 16 kat) yılda 8 kg yağ kaybı demek.
Ev-bahçe-otomobil ile ilgili uğraşlar bulmak.
Ev temizliği yapmak (yaklaşık 227 kalori kaybı demek).
Dans etmek (yaklaşık 1 saatte 250 kalori kaybı demek).
Alışveriş yapmak, 45-60 dakika otomobil temizlemek, 45-60 dakika cam-yer silmek, 30 dakika bisiklete binmek, 30 dakika bahçede çalışmak, 30 dakikada 3 km yürümek, 15 dakika merdiven çıkmak (150 kalori kaybı demek).
Egzersiz programları
Her gün vücudunuzun karın-kalça-omurga-kol ve bacak gibi belli kas gruplarını dengeli bir şekilde çalıştıran egzersizler uygulayabilir, kontrollü bir şekilde ağırlık çalışabilirsiniz. Tüm bunları evinizde ailenizle beraber yapabileceğiniz gibi, size yakın bir spor merkezinde uzmanların gözetiminde de uygulayabilirsiniz. Hangi koşullar sizi egzersiz yapma konusunda motive ediyorsa ona göre tercih kullanabilirsiniz. Ayrıca vücut ağırlığımız yanında mutlaka vücut yağ oranımızı kontrol etmemiz şart, Tanita marka bir çok ürünü bu amaç için kullanabilirsiniz, pratik kullanımı sayesinde kişinin ölçümlerini kendisinin de yapabileceği Innerscan Vücut Analizi ile kişinin kilosunu, yağ oranını, vücut sıvı oranını, kaslarının ağırlığını, kemik ağırlığını, fiziksel aktivite derecesini, günlük alması gereken kalori miktarını ve metabolizma yaşını 10 sn’ lik bir analiz ile öğrenmeniz mümkün.
Nefes egzersizleri ve açık havadan faydalanmak
Nefes egzersizleri vücuda yeterli miktarda oksijen girişini sağlayarak metabolizmayı kuvvetlendirir. Ayrıca fiziki, zihinsel ve duygusal detoksa yardımcı olarak kişinin olumlu hissetmesine ve motivasyonun yükselmesine yarar.
Açık havada yaptığınız en aşağı 15 dakikalık bir yürüyüş, vücudunuzun D vitamini sentezlemek için ihtiyaç duyduğu güneş enerjisini size kazandıracaktır. Bunun için öğle yemeğiniz için ayarladığınız sağlıklı bir menüyü, havanın güzel olduğu günler mümkünse işinize yakın bir parkta yiyebilirsiniz.
18 Mayıs 2016 Çarşamba
Çocuğum obez olabilir mi?
Çocukların obezite olup olmadığı sadece kilosuna ve boyuna bakarak kabul anlaşılmaz. Buna karar vermek için 3 ayrı bakış açısı ile değerlendirmek gerekir.
Görüntü, davranış ve beslenme alışkanlığına dikkat çeken Dr. Fevzi Özgönül, şu bilgileri verdi; Şimdi bu 3 bölümün her birinde 10 ar soru soracağız. Her bir bölümde en az 5 evet cevabınız varsa, dikkat çocuğunuzda obezite problemi başlamış olabilir.
1) GÖRÜNTÜ
1- Erkek çocuklarda göğüs bölgesinde belirgin bir şişlik var mı?
2- Her iki cins göbek bölgesinde halka şeklinde bir şişlik ( yağlanma )var mı?
3- Ayak bileklerine bakın, dış kısmındaki çıkıntı var mı yoksa şişlikten bu çıkıntı kaybolmuş mu?
4- Bacaklarını bitiştirdiğinde apış arasından dizlere kadar olan bölüm tamamen bitişik mi?
5- Yürüme veya koşma esnasında bacaklar birbirine sürtüyor mu? Veya bacaklarını dışa doğru açarak mı hareket ediyor?
6- Hazır ol vaziyetinde dururken kollar yere dik değil de hafif yanlara doğru açık mı duruyor?
7- Ayakkabısını veya çorabını giyerken kolları yetişebiliyor mu, yoksa çok mu zorlanıyor?
8- Havaya sıçradığında bedeninde çok aşırı sallanma oluyor mu? Bunu mayo giydiğinde gözlemenizi tavsiye ederiz.
9- Yüz ovali bozulmuş ve yuvarlak bir görünüm almış mı? Çene çizgisinde kaybolma var mı?
10- El bileklerinde şişlik gözlemliyor musunuz?
2) DAVRANIŞ
1- Tatil günlerinde zamanını daha çok evde mi geçirmek istiyor?
2- Çarşıda dolaşırken veya açık alanda birlikte yürürken sizden önce yorulduğu oluyor mu?
3- Arkadaşları ile birlikte olduğunda onlarla birlikte bedensel hareketi gerektiren oyunlara katılmıyor mu?
4- Yaşıtları ile oyun oynarken özellikle yakalama veya yarış türü oyunlarda hep geride mi kalıyor?
5- Okulda spor derslerinde bedensel hareketlerde arkadaşları arasında başarısı düşük mü?
6- Parkta oynarken boyundan yüksek bir yere tutunduğunda 30 saniyeden fazla tutunamıyor mu?
7- Evde ders çalışırken veya dinlenirken suyunu veya istediği bir yiyeceği mutfaktan kendisi almayıp sizden veya bir başkasından istiyor mu?
8- Uyurken horlaması var mı?
9- Günde 8 saatten fazla mı uyumak istiyor?Sabah yataktan sizin zorunuzla mı kalkıyor?
10- Günde 2 den çok tuvalete çıkıyor mu veya gün aşırıdan daha az mı tuvalete çıkıyor?
3) BESLENME ALIŞKANLIĞI
1- Sabah kahvaltı etmek istemiyor mu?
2- Kahvaltı yaptığında reçel gibi tatlılara düşkün mü? Veya mısır gevreği,süt , poğaça gibi pratik kahvaltıları mı seviyor?
3- Kahvaltı ile öğlen yemeği arasında sık sık acıkıyor mu, aralarda çok abur cubur tabir ettiğimiz yiyecekleri yiyor mu?
4- Öğlen yemeğinde daha çok tost, hamburger veya fastfood yiyecekleri mi tercih ediyor?
5- Yemeklerde makarna ve pilav vazgeçilmezi mi?
6- Sebze emekleri veya zeytinyağlı yemeklerden yemek istemiyor mu?
7- Okuldan eve çok aç geldiğinde hemen abur cubur türü yiyeceklere mi yönleniyor?
8- Her akşam tatlı isteği duyuyor mu?
9- Gece yatmadan önce mutlaka buz dolabını açıp bir şeyler yiyor mu?
10- Birlikte markete gittiğinizde mutlaka bisküvi, çikolata veya cips gibi bir atıştırmalık almak istiyor mu?
Görüntü, davranış ve beslenme alışkanlığına dikkat çeken Dr. Fevzi Özgönül, şu bilgileri verdi; Şimdi bu 3 bölümün her birinde 10 ar soru soracağız. Her bir bölümde en az 5 evet cevabınız varsa, dikkat çocuğunuzda obezite problemi başlamış olabilir.
1) GÖRÜNTÜ
1- Erkek çocuklarda göğüs bölgesinde belirgin bir şişlik var mı?
2- Her iki cins göbek bölgesinde halka şeklinde bir şişlik ( yağlanma )var mı?
3- Ayak bileklerine bakın, dış kısmındaki çıkıntı var mı yoksa şişlikten bu çıkıntı kaybolmuş mu?
4- Bacaklarını bitiştirdiğinde apış arasından dizlere kadar olan bölüm tamamen bitişik mi?
5- Yürüme veya koşma esnasında bacaklar birbirine sürtüyor mu? Veya bacaklarını dışa doğru açarak mı hareket ediyor?
6- Hazır ol vaziyetinde dururken kollar yere dik değil de hafif yanlara doğru açık mı duruyor?
7- Ayakkabısını veya çorabını giyerken kolları yetişebiliyor mu, yoksa çok mu zorlanıyor?
8- Havaya sıçradığında bedeninde çok aşırı sallanma oluyor mu? Bunu mayo giydiğinde gözlemenizi tavsiye ederiz.
9- Yüz ovali bozulmuş ve yuvarlak bir görünüm almış mı? Çene çizgisinde kaybolma var mı?
10- El bileklerinde şişlik gözlemliyor musunuz?
2) DAVRANIŞ
1- Tatil günlerinde zamanını daha çok evde mi geçirmek istiyor?
2- Çarşıda dolaşırken veya açık alanda birlikte yürürken sizden önce yorulduğu oluyor mu?
3- Arkadaşları ile birlikte olduğunda onlarla birlikte bedensel hareketi gerektiren oyunlara katılmıyor mu?
4- Yaşıtları ile oyun oynarken özellikle yakalama veya yarış türü oyunlarda hep geride mi kalıyor?
5- Okulda spor derslerinde bedensel hareketlerde arkadaşları arasında başarısı düşük mü?
6- Parkta oynarken boyundan yüksek bir yere tutunduğunda 30 saniyeden fazla tutunamıyor mu?
7- Evde ders çalışırken veya dinlenirken suyunu veya istediği bir yiyeceği mutfaktan kendisi almayıp sizden veya bir başkasından istiyor mu?
8- Uyurken horlaması var mı?
9- Günde 8 saatten fazla mı uyumak istiyor?Sabah yataktan sizin zorunuzla mı kalkıyor?
10- Günde 2 den çok tuvalete çıkıyor mu veya gün aşırıdan daha az mı tuvalete çıkıyor?
3) BESLENME ALIŞKANLIĞI
1- Sabah kahvaltı etmek istemiyor mu?
2- Kahvaltı yaptığında reçel gibi tatlılara düşkün mü? Veya mısır gevreği,süt , poğaça gibi pratik kahvaltıları mı seviyor?
3- Kahvaltı ile öğlen yemeği arasında sık sık acıkıyor mu, aralarda çok abur cubur tabir ettiğimiz yiyecekleri yiyor mu?
4- Öğlen yemeğinde daha çok tost, hamburger veya fastfood yiyecekleri mi tercih ediyor?
5- Yemeklerde makarna ve pilav vazgeçilmezi mi?
6- Sebze emekleri veya zeytinyağlı yemeklerden yemek istemiyor mu?
7- Okuldan eve çok aç geldiğinde hemen abur cubur türü yiyeceklere mi yönleniyor?
8- Her akşam tatlı isteği duyuyor mu?
9- Gece yatmadan önce mutlaka buz dolabını açıp bir şeyler yiyor mu?
10- Birlikte markete gittiğinizde mutlaka bisküvi, çikolata veya cips gibi bir atıştırmalık almak istiyor mu?
Etiketler:
kilo,
obezite,
sağlıklı beslenme,
şişman
12 Mayıs 2016 Perşembe
Obezite ameliyatının başarılı olması buna bağlı
Op. Dr. Murat Üstün, obezite cerrahisinden sonraki dönemdeki başarının adımlarını anlattı.
Kilo problemi olan ünlü isimlerin de sıkça baş vurduğu obezite ameliyatlarında başarı elde etmenin sırlarını anlatan Obezite ve Metabolizma Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Üstün, önemli bilgiler verdi. Üstün obezite cerrahisi olmayı düşünen hastaları, cerrah ve ekip seçimi konusunda uyarıyor.
Üstün, şimdiye kadar obezite cerrahisi sonrası verilen kiloların yeniden alınmasının sebebi olarak sadece hastaların beslenme alışkanlıklarının suçlandığını belirtiyor ve ekliyor: “Güncel çalışmalar ve kişisel deneyimlerimiz bu sorunun büyük bir kısmının ilk ameliyattaki teknik hatalardan kaynaklanabileceğini gösteriyor.”
AMELİYATTAN SONRA KİLO ALMAMAK İÇİN…
Belli bir oranın üzerinde yani morbid obezite aşamasındaki kilo sorunda diyetlerin başarısızlığa mahkum olduğunun ve kalıcı çözüm sağlayabilecek tek yöntemin obezite cerrahisi olduğunun bilimsel olarak kanıtlandığını belirten Op. Dr. Murat Üstün, obezite ameliyatlarının bu alanda özelleşmiş cerrahların yönetimindeki ekipler tarafından yapılması gerektiğini vurguluyor.
Obezite cerrahisinin fazla kiloların ortalama 100'de 62'sinin kaybedilmesini ve Tip 2 diyabetin de 100'de 84 oranında düzelmesini sağlayabildiğini söyleyen Op. Dr. Murat Üstün, obezite ameliyatlarından sonra geri kilo alımının ciddi komplikasyonlara neden olduğunu anlatıyor.
BU AMELİYATI HER CERRAH YAPAMAZ
Obezite ameliyatlarından sonra kilo alımını etkileyen birçok faktör olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Murat Üstün, hastanın ameliyattan önceki vücut kitle indeksi, beslenme alışkanlıkları, mental sağlık, sosyo-ekonomik durum ve teknik hataların bu faktörler arasında yer aldığını belirtiyor.
Üstün: “Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de obezite ameliyatları giderek artan oranlarda uygulanıyor. Ancak maalesef başıboş bir patlama yaşıyoruz. Herhangi bir sertifikasyon sistemi ve denetleme olmadığından, hevesli tüm genel cerrahlar, arada da bu ameliyatları yapabileceklerini sanıyorlar. Oysa bu cerrahi türü çok özeldir. Her şeyden önce hastalar standart genel cerrahların alışık olduğu hasta profilinden çok farklıdır. Yaşanabilecek komplikasyonlarda verdikleri belirtiler ve bulgular bile çok farklıdır. Örneğin tüp mide ameliyatı sonrası kaçak gelişen bir obez hastada normalde almanız gereken karın muayene bulgularını bulamazsınız. Bu cerrahinin başarısı sadece ameliyata değil, büyük oranda da ameliyattan sonra verilecek multidisipliner desteğe bağlıdır. Bu desteği veremeyecek cerrahların bu ameliyatları yapması tıbbi hatadır.” diyor.
AMELİYATTAN SONRA KİLO ALINIRSA NE OLUR?
Op. Dr. Murat Üstün, başarısız obezite cerrahisi veya gelişen komplikasyonlar sonrası gereken ikincil müdahalelere “revizyon” adı verildiğini belirterek, başarısızlığın nedenine yönelik endoskopik ve cerrahi bir çok seçeneğin olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Kilo sorununu altetmekte kendi çabaları ile başarısız olan hasta, bir de obezite ameliyatından sonra başarısız olduğunda büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Hatta obezitenin kaderi olduğuna inanmaya başlıyor. Oysa böyle olmak zorunda değil. Örneğin mide kelepçesiyle başarısız olmuş bir hasta, bunun çıkarılıp tüp mide veya gastrik bypassa çevrilmesiyle başarıyı yeniden yakalayabilir.”
TÜRKİYE’DE 1,5 MİLYON OBEZİTE HASTASI VAR
Üstün, bugün obezite cerrahisinde revizyon için endoskopik dikiş cihazları, doku katlama yöntemleri ve skleroterapi teknikleri gibi pek çok ameliyatsız seçeneğin de bulunduğunu sözlerine ekliyor. “Öncelikle ilk ameliyatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığını saptıyoruz. Örneğin ilk tüp mide ameliyatında yetersiz deneyim nedeniyle olması gerekenden geniş bir mide bırakıldıysa hastanın istenen kiloyu verememesi elbette normal. Bu durumda ikinci bir ameliyatla usulüne uygun bir tüp mide yapılabilir veya emilimi bozacak bir bypass eklenebilir. Kısacası, her durum için uygun bir çözüm bulunabilir. Dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri olan obeziteye karşı bizler de sürekli yeni silahlar geliştiriyoruz ve kesinlikle pes etmeyeceğiz.” diyen Op. Dr. Murat Üstün, kafaları karıştıran bazı soruları da şöyle yanıtlıyor:
“Ancak, hastaların ameliyat olacakları ekipleri seçerken hassas davranmaları, bunun sıradan bir ameliyat olmadığını çok iyi anlamaları önemli. Zaman zaman ülkemizde obezite cerrahisi sayılarının çok arttığı söyleniyor. Alakası yok. Sağlık Bakanlığı verilerine göre şu anda yılda 6000 civarında obezite ameliyatı yapılıyor. Oysa nüfusumuz ve obezite oranları düşünülecek olursa, bunun 10 katı ameliyat yapmalıyız ki obezite ve diyabet sorunuyla baş edebilelim. Obezite cerrahisi adayı 1.5 milyon hasta var Türkiye'de, ve bu sayı her geçen gün artıyor. Obeziteye bağlı hastalıklar ve başta da diyabet, hiçbir ülkenin ekonomisinin kaldıramayacağı ağırlıkta sağlık harcamalarına yol açıyor. Oysa obezite cerrahisi ilk yıldan sonra sağlık harcamalarında kara geçilmesini sağlıyor” Sözcü
Kilo problemi olan ünlü isimlerin de sıkça baş vurduğu obezite ameliyatlarında başarı elde etmenin sırlarını anlatan Obezite ve Metabolizma Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Üstün, önemli bilgiler verdi. Üstün obezite cerrahisi olmayı düşünen hastaları, cerrah ve ekip seçimi konusunda uyarıyor.
Üstün, şimdiye kadar obezite cerrahisi sonrası verilen kiloların yeniden alınmasının sebebi olarak sadece hastaların beslenme alışkanlıklarının suçlandığını belirtiyor ve ekliyor: “Güncel çalışmalar ve kişisel deneyimlerimiz bu sorunun büyük bir kısmının ilk ameliyattaki teknik hatalardan kaynaklanabileceğini gösteriyor.”
AMELİYATTAN SONRA KİLO ALMAMAK İÇİN…
Belli bir oranın üzerinde yani morbid obezite aşamasındaki kilo sorunda diyetlerin başarısızlığa mahkum olduğunun ve kalıcı çözüm sağlayabilecek tek yöntemin obezite cerrahisi olduğunun bilimsel olarak kanıtlandığını belirten Op. Dr. Murat Üstün, obezite ameliyatlarının bu alanda özelleşmiş cerrahların yönetimindeki ekipler tarafından yapılması gerektiğini vurguluyor.
Obezite cerrahisinin fazla kiloların ortalama 100'de 62'sinin kaybedilmesini ve Tip 2 diyabetin de 100'de 84 oranında düzelmesini sağlayabildiğini söyleyen Op. Dr. Murat Üstün, obezite ameliyatlarından sonra geri kilo alımının ciddi komplikasyonlara neden olduğunu anlatıyor.
BU AMELİYATI HER CERRAH YAPAMAZ
Obezite ameliyatlarından sonra kilo alımını etkileyen birçok faktör olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Murat Üstün, hastanın ameliyattan önceki vücut kitle indeksi, beslenme alışkanlıkları, mental sağlık, sosyo-ekonomik durum ve teknik hataların bu faktörler arasında yer aldığını belirtiyor.
Üstün: “Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de obezite ameliyatları giderek artan oranlarda uygulanıyor. Ancak maalesef başıboş bir patlama yaşıyoruz. Herhangi bir sertifikasyon sistemi ve denetleme olmadığından, hevesli tüm genel cerrahlar, arada da bu ameliyatları yapabileceklerini sanıyorlar. Oysa bu cerrahi türü çok özeldir. Her şeyden önce hastalar standart genel cerrahların alışık olduğu hasta profilinden çok farklıdır. Yaşanabilecek komplikasyonlarda verdikleri belirtiler ve bulgular bile çok farklıdır. Örneğin tüp mide ameliyatı sonrası kaçak gelişen bir obez hastada normalde almanız gereken karın muayene bulgularını bulamazsınız. Bu cerrahinin başarısı sadece ameliyata değil, büyük oranda da ameliyattan sonra verilecek multidisipliner desteğe bağlıdır. Bu desteği veremeyecek cerrahların bu ameliyatları yapması tıbbi hatadır.” diyor.
AMELİYATTAN SONRA KİLO ALINIRSA NE OLUR?
Op. Dr. Murat Üstün, başarısız obezite cerrahisi veya gelişen komplikasyonlar sonrası gereken ikincil müdahalelere “revizyon” adı verildiğini belirterek, başarısızlığın nedenine yönelik endoskopik ve cerrahi bir çok seçeneğin olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Kilo sorununu altetmekte kendi çabaları ile başarısız olan hasta, bir de obezite ameliyatından sonra başarısız olduğunda büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Hatta obezitenin kaderi olduğuna inanmaya başlıyor. Oysa böyle olmak zorunda değil. Örneğin mide kelepçesiyle başarısız olmuş bir hasta, bunun çıkarılıp tüp mide veya gastrik bypassa çevrilmesiyle başarıyı yeniden yakalayabilir.”
TÜRKİYE’DE 1,5 MİLYON OBEZİTE HASTASI VAR
Üstün, bugün obezite cerrahisinde revizyon için endoskopik dikiş cihazları, doku katlama yöntemleri ve skleroterapi teknikleri gibi pek çok ameliyatsız seçeneğin de bulunduğunu sözlerine ekliyor. “Öncelikle ilk ameliyatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığını saptıyoruz. Örneğin ilk tüp mide ameliyatında yetersiz deneyim nedeniyle olması gerekenden geniş bir mide bırakıldıysa hastanın istenen kiloyu verememesi elbette normal. Bu durumda ikinci bir ameliyatla usulüne uygun bir tüp mide yapılabilir veya emilimi bozacak bir bypass eklenebilir. Kısacası, her durum için uygun bir çözüm bulunabilir. Dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri olan obeziteye karşı bizler de sürekli yeni silahlar geliştiriyoruz ve kesinlikle pes etmeyeceğiz.” diyen Op. Dr. Murat Üstün, kafaları karıştıran bazı soruları da şöyle yanıtlıyor:
“Ancak, hastaların ameliyat olacakları ekipleri seçerken hassas davranmaları, bunun sıradan bir ameliyat olmadığını çok iyi anlamaları önemli. Zaman zaman ülkemizde obezite cerrahisi sayılarının çok arttığı söyleniyor. Alakası yok. Sağlık Bakanlığı verilerine göre şu anda yılda 6000 civarında obezite ameliyatı yapılıyor. Oysa nüfusumuz ve obezite oranları düşünülecek olursa, bunun 10 katı ameliyat yapmalıyız ki obezite ve diyabet sorunuyla baş edebilelim. Obezite cerrahisi adayı 1.5 milyon hasta var Türkiye'de, ve bu sayı her geçen gün artıyor. Obeziteye bağlı hastalıklar ve başta da diyabet, hiçbir ülkenin ekonomisinin kaldıramayacağı ağırlıkta sağlık harcamalarına yol açıyor. Oysa obezite cerrahisi ilk yıldan sonra sağlık harcamalarında kara geçilmesini sağlıyor” Sözcü
27 olanlar çok şanslı
Beden Kitle Endeksi 27 olan kişilerin ölüm riski en az olan grupta olduğu anlaşıldı.
Beden Kitle Endeksi, vücut ağırlığının, boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanıyor. Beden Kitle Endeksi, 18.5 altında çıkanlar “zayıf”, 18.5-24.9 arasında çıkanlar “sağlıklı”, 25 üzeri “kilolu”, 30 ve daha fazlası “obez” olarak değerlendiriliyor.
Danimarka’daki Kopenhag Üniversitesi Hastanesi’nin yaptığı yeni bir araştırma ise “kilolu” tanımının değişebileceğini gösterdi. Araştırmaya göre 1976’dan 2013’e kadar “sağlıklı” Beden Kitle Endeksi ölçüsü 3.3 oranında artarak 27’ye yükseldi. Buna göre daha önce “kilolu” olarak belirlenen 27 Beden Kitle Endeksi’ne sahip olanların, sanılandan daha sağlıklı oldukları, ölüm riski en az grupta oldukları görüldü.
Beden Kitle Endeksi, vücut ağırlığının, boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanıyor. Beden Kitle Endeksi, 18.5 altında çıkanlar “zayıf”, 18.5-24.9 arasında çıkanlar “sağlıklı”, 25 üzeri “kilolu”, 30 ve daha fazlası “obez” olarak değerlendiriliyor.
Danimarka’daki Kopenhag Üniversitesi Hastanesi’nin yaptığı yeni bir araştırma ise “kilolu” tanımının değişebileceğini gösterdi. Araştırmaya göre 1976’dan 2013’e kadar “sağlıklı” Beden Kitle Endeksi ölçüsü 3.3 oranında artarak 27’ye yükseldi. Buna göre daha önce “kilolu” olarak belirlenen 27 Beden Kitle Endeksi’ne sahip olanların, sanılandan daha sağlıklı oldukları, ölüm riski en az grupta oldukları görüldü.
Etiketler:
göbek yağlanma,
kilo,
obezite,
sağlık
6 Mayıs 2016 Cuma
Kahvaltı öğününü atlamanın kilo aldıran 5 sebebi
Yapılan araştırmar, kahvaltı öğününü atlayan bireylerin obez veya fazla kilolu olduğunu desteklemektedir. Daha geniş çaplı çalışmalarda ise, kahvaltıyı atlayan bireylerin kahvaltı eden bireylere göre 4,5 kat daha fazla kilolu olduğu bulunmuştur.
1. Kahvaltıyı atlamak, fazla kilolu olmaya zemin hazırlar.
Yapılan araştırmalar, kahvaltı öğününü atlayan bireylerin obez veya fazla kilolu olmaya daha meyilli olduğunu göstermektedir. Daha geniş çaplı çalışmalarda ise, kahvaltıyı atlayan bireylerin kahvaltı eden bireylere göre 4,5 kat daha fazla kilolu olduğu gösterilmiştir.
2. Kahvaltı öğünü, çoğumuzun yeteri kadar alamadığı besin öğelerini içeren bir öğündür.
Eğer kahvaltınıza yumurta, tam tahıllı ürünler, süt, meyve ve şeker içermeyen yoğurt gibi besinler ekliyorsanız, besin öğelerinin çoğunu alabiliyorsunuz demektir. Kahvaltı öğününü atlayan bireylerin kalsiyum, potasyum, magnezyum, fosfor ve çinko minerallerini; A, E, B6, C ve Folat vitaminlerini alım düzeyleri de düşer.
3. Kahvaltı öğünü, sizin protein alımınızı dengelemeye yardımcı olur.
Kahvaltı ederek protein alımınızı destekleyebilirsiniz. Kahvaltıda proteinden zengin beslenmek bel bölgesindeki yağlanmayı azaltır. Kahvaltıda tüketeceğiniz yumurta, yulaf, süt, yoğurt, peynir gibi besinler protein zenginidir. Sabahları alınan proteinin bir başka yararı da uzun süre tok tutma özelliğidir.
4. Kahvaltı öğününün kan şekeri ve kolesterol düzeylerini dengeleme üzerine de etkisi yüksektir.
Yapılan bir çalışmada, zayıf ve sağlıklı bayanlardan kahvaltı öğününü atlayanların kan şekeri ve kolesterol düzeylerinin yüksek olduğu; bu sebeple diyabet ve kalp hastalığı gibi kronik hastalıklara yakalanma risklerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca, kahvaltıda reçel ve türü şekerli besinlerin tüketilmesi kan şekeri dengesini bozarak göbek bölgesinde yağlanmaya sebep olur.
5. Kahvaltıyı atlamak sizi fazla kalorilerden kurtarmaz.
Komple bir öğünü atlamanın kilo vermeye yardımcı olacağını düşünseniz de; bu durumun tam aksi gerçekleşir. Yapılan çalışmalarda kahvaltı öğününü atlayan bireylerin gün boyu çok daha fazla besin aldıkları ve fazla kilolu/obez olma, diyabet/kalp-damar hastalığı/ yüksek kan basıncı/yüksek kolesterol gibi rahatsızlıkları geçirme risklerinin de daha fazla olduğu bulunmuştur.
doktorsitesi.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















































